
Takvim yaprakları kopuyor ama enkaz yerinde duruyor. Saatler geçiyor, günler geçiyor, yıllar geçiyor… ama ben hala buradayım. Soğuk betonun altında değil belki; ama onunla aynı ağırlıkta bir sessizliğin altındayım.
Üç yıl önce bugün de enkazdaydım.
O zaman da seslendim.
O zaman da bağırdım.
O zaman da ‘’buradayım’’ dedim.
Ve altı gün kimse duymadı.
Ama bir parantez açmam gerekiyor.
Kimse duymadı ama bazı iyi yürekliler geldi
Bana geldi.
Seslerini hatırlıyorum.
Ellerini hatırlıyorum.
İsimlerini belki bilmiyorum ama nefeslerini biliyorum.
Üşümüş parmaklarını, aceleyle söylenen ‘’ Dayan’’ kelimesini hatırlıyorum.
Beni kurtaranlara teşekkür ediyorum ve bize yetişmeye çalışan herkese.
Enkazın altına sadece bedenlerini değil, vicdanlarını da sokanlara.
Saat kaç, gün kaç demeden, ‘’ bir kişi daha var mı?’’ diye soranlara.
Onlar olmasaydı bugün bu satırlar yoktu.
Onlar olmasaydı bu öfke bile olmayacaktı; ben olmayacaktım.
Ben şu an buradayım, yazım yetişilemeyen bebeklere en çok.
Yetişilemeyen anne babalara
Yetişilemeyen insanlığa.
Yetişenlere saygıyla…
Bu yazı onların emeğini gölgelemek için değil, tam tersine:
Onların insanlığının, başkalarının ihmaliyle aynı cümlede anılmaması için yazılıyor.
Enkaz sadece yıkılan binalar değildir.
Enkaz; unutulmaktır.
Enkaz; ‘’ sonra bakarız’’ denilen hayatlardır.
Enkaz; kameralar kapandıktan sonra başlayan yalnızlıktır.
Bugün 11 Şubat 2023.
Haberlerde sayılar var.
İstatistikler var. Yetkililerin düzgün cümleleri, yuvarlatılmış açıklamaları var.
Ama benim hala nefes almaya çalışırken boğazıma dolan toz var.
‘’Ölümün sessizliği böyleymiş demek’’ iç sesim var.
Hala kulaklarımda çınlayan bir sessizlik…
Sesimi duyan yok.
Çünkü bu ülkede sesler sadece yüksekse duyuluyor.
Çünkü acı, ancak ‘’gündem’’ olursa gerçek sayılıyor.
Çünkü bazı enkazlar kaldırılıyor, bazıları özellikle bırakılıyor.
Üç yıl önce de aynı şeyleri yazmıştım.
‘’Geçecek dediler.
‘’Zaman her şeyi iyileştirir’’ dediler.
Oysa zaman, adalet yoksa sadece üstünü örter.
Ve örtülen her şey çürür.
Ben iyileşmedim.
Çünkü kimse hesap vermedi.
Çünkü kimse gerçekten özür dilemedi.
Çünkü sorumluluk kelimesi, beton kadar ağır gelmeye devam etti.
Enkazdayım çünkü yas tutmaya bile izin verilmedi.
Enkazdayım çünkü öfkem ‘’ abartı’’ sayıldı.
Enkazdayım çünkü hayatta kalmak, minnet borcu gibi önüme kondu.
Ama hayatta kalmak bir lütuf değil.
Hayatta kalmak, bir hak.
Ve bu hakkın bedelini biz ödedik; faturası başkalarına çıkmadı.
Bugün yine bağırıyorum.
Belki yine kimse duymayacak.
Ama şunu biliyorum:
Sessiz kalırsam, enkaz gerçekten üzerime çökecek.
Bu bir yardım çığlığı değil sadece.
Bu bir hafıza çağrısı.
Unutmayın diye.
Normalleşmesin diye.
‘’Olmuş bitmiş’’ denmesin diye.
Çünkü beni kurtaranlar vardı.
Ve onları unutmak, ikinci bir yıkım olur.
Çünkü ben hala buradayım.
Ve hala enkazdayım.
Ve sesim, duyulana kadar susmayacağım.










































