Normalde doğum günleri sevinçtir, pastadır, dileklerdir, umut dolu yeni yaşların başlangıcıdır. Ama bazı doğum günleri vardır ki insanın içine bir sızı bırakır. Çünkü o...
Bir zamanlar insanlık acıya tepki verirdi. Bir çocuk öldüğünde insanlar başını öne eğerdi. Bir şehir bombalandığında kalpler sarsılırdı. Şimdi ise ekranlar kayıyor, parmaklar telefonlarda...
Bu ülkede bazı çocuklar hiç büyüyemiyor. Boyları uzuyor, sesleri kalınlaşıyor, sakalları çıkıyor belki ama biz onlara hala bebek gibi bakıyoruz. Çünkü annelerinin gözünde onlar...
Kartalkaya’da çıkan yangın bir kaza değildi. Bu cümleyi özellikle böyle kuruyorum. Çünkü bu ülkede bazı kelimeler bilerek yanlış kullanılıyor. ‘’Talihsizlik’’ deniyor, ‘’ihmal’’ deniliyor, ‘’olay’’...
Deprem, yalnızca binaları yıkmaz. Hatıraları, güven duygusunu, geleceğe dair kurulan cümleleri de enkazın altına bırakır. İnsan, yaşadığı felaketi kelimelere dökemediğinde susar; suskunluk uzadıkça acı...
Takvim yaprakları kopuyor ama enkaz yerinde duruyor. Saatler geçiyor, günler geçiyor, yıllar geçiyor… ama ben hala buradayım. Soğuk betonun altında değil belki; ama onunla...