6 Şubat yaklaşırken, takvim sadece bir günü değil, içimizde hiç kapanmamış ve kapanmayacak yarayı çeviriyor. Hataylılar için zaman ikiye bölündü o günden sonra: öncesi...
Çünkü bu şehir, sadece ayakta duran duvarlardan ibaret değildir. Şehir dediğiniz şey; insanların birbirlerine nasıl baktığıdır, aynı sokakta nasıl yürüdüğüdür, sabahı hangi sesle karşıladığıdır.
Hatay’da yağmur yağınca sadece toprak ıslanmıyor; umutlarda çamura bulanıyor. Yağmur damlaları yere düşerken, yollar sessizce dağılıyor, kaldırımlar sabrını kaybediyor.,
Hatay’da hayat devam etmiyor. Hatay’da sadece zaman geçiyor. Günler takvimden düşüyor, geceler soğuğun içinde uzuyor, ama hayat dediğimiz şey… o çoktan enkazın altında kaldı.
Takvim bir kez daha Şubat’a doğru ilerlerken, Hatay’ın üzerinde görünmez ama herkesin hissedebildiği bir ağırlık çökmeye başlıyor. Sokaklarda gezinen rüzgâr bile başka esiyor artık,...
‘’Hatay benim şahsi meselemdir.’’ Bu cümle, sadece bir siyasi duruş değil; bir sahiplenişti. Bir toprak parçasından öte, onur, tarih ve insan meselesiydi. Mustafa Kemal...
Hatay’da kışın gelmesi demek, yalnızca havanın soğuması demek değildir. Bu şehirde kış, takvimden bağımsız bir yaranın yeniden sızlaması, hatıranın üzerindeki ince tozun kalkmasıdır. Bir...
Hatay… Bu şehrin adı bile insanın içini titretiyor artık. Toprağın altında binlerce hatıra, sokaklarında yarım kalmış hayatlar, gözlerinde hala umudun gölgesi duran insanlar var....