
Takvimler üçüncü yılı gösteriyor. Ama Hatay’da acının takvimi uymuyor. Bir şehir için üç yıl, yeniden ayağa kalkmak için uzun bir süre sayılabilir. Fakat acının büyüklüğü ve öfkenin şiddeti söz konusu olduğunda zaman bambaşka bir anlam kazanıyor. Hatay’ da dünkü anma; yarım kalan hayatlar, eksik kalan sofralar, susturulamayan hatıralar, dinmeyen öfkeydi.
Depremin üzerinden üç yıl geçti deniyor. Oysa Hatay’da birçok insan için zaman, 6 Şubat sabahında durdu. Saatler ilerledi, mevsimler değişti, çocuklar büyüdü… Ama bazı evlerin kapıları hala aynı acıya açılıyor. Birçok insan da evsiz yaşamaya devam etmekte.
Bu yılki anma geçmiş yıllara göre daha sessizdi Hatay’da. Sessizlik bazen en yüksek çığlıktır. Bir annenin fotoğrafa bakarken konuşamaması, bir babanın ‘’ iyiyiz’’ deyip gözlerini kaçırması, bir çocuğun ‘’evimiz oradaydı’’ diye boşluğu işaret etmesi… Bunların hiçbiri rakamlara sığmaz.
‘’Sesimi duyan var mı?’’ diye içinden geçirdi birçok kişi.
Duyulmadı.
Sesimiz duyulmadı.
Öfkemiz yasımızdan da büyük.
Üç yıl geçti ama sorular hala taze.
‘’Daha erken gelinemez miydi?’
‘’Bu kadar yıkım tek başına kader miydi?
‘’Unutulacak mıyız?’’
Belki de en ağır soru bu sonuncusu. Çünkü Hatay, sadece yıkılmadı; aynı zamanda görülmek, hatırlanmak ve yalnız kalmamak için de mücadele etti. İlk günlerde herkes oradaydı. Kameralar, mikrofonlar, sözler… Sonra hayat başka gündemlerle devam etti. Ama enkazın altında kalan adalet duygusu ve geleceğe dair umut da ciddi hasar aldı.
Dün Hatay’da anma yapmak, sadece kayıpları anmak değildir. Aynı zamanda bir yüzleşmedir. İhmallerle, plansızlıkla.
Yine de Hatay, her şeye rağmen hayatta kalmayı bilen bir şehir. Tarih boyunca defalarca yıkılıp, defalarca yeniden kuruldu. Burada yaşamak hayata inatla tutunmayı gerektirir.
Üçüncü yılda acı hala taze, hafızamızda hala canlı. Anmalar sadece yıldönümlerine sıkıştırılmamalı. Hatay’ı hatırlamak yılda bir gün değil; her gün sorumluluk almak demektir. Güvenli şehirler istemek, hesap sormak, aynı felaketin bir daha yaşanmaması için ısrarcı olmak demektir.
Dün Hatay’da mumlar yakıldı, dualar okundu, şehrimizin kültürlerinden olan bahurlar yakıldı, reyhanların kokusu sardı her yanımızı. Veda kokusuydu bu, aynı zamanda ‘’yasımız diri’’ demekti. Asıl sınav unutmamak, alışmamaktı.
Hatay üçüncü yılında hala yas tutuyor.
Ve bu yas, hepimizin ortak sorumluluğu.
Unutmak yok.
Affetmek yok.
Helalleşmek yok.
Bu şehir ve aramızdan ayrılanlar toprağa değil, hafızaya emanet edildi. Ve hafıza susmaz.
Susmayacak.










































