Hatay’da yağmur yağınca sadece toprak ıslanmıyor; umutlarda çamura bulanıyor. Yağmur damlaları yere düşerken, yollar sessizce dağılıyor, kaldırımlar sabrını kaybediyor., insanlar ise alışmak zorunda bırakıldıkları bir çaresizliğin içine bir kez daha çekiliyor. Yağış sonrası perişan olan yollar, aslında sadece bir altyapı meselesi değil; bu şehirde hayatın ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatan acı bir gerçek.
Çukurların arasından geçmeye çalışan araçlar, su birikintilerinde kaybolan adımlar, eve sağ salim ulaşma telaşı… bunların hiçbiri olağan olmamalıydı. Oysa burada, yağmurun ardından yolların kullanılmaz hale gelmesi artık ‘’normal’’ sayılıyor. Asıl tehlike de burada başlıyor: İnsan, olmaması gereken şeye alışınca, hayatın yükü iki kat ağırlaşıyor.
Hatay, çok şey gördü. Yıkımı gördü, beklemeyi gördü, terk edilmeyi gördü, unutulmayı gördü. Yağmurda çöken yollar, aslında hala onarılmamış bir hayatın izleri gibi. Çünkü yol dediğimiz şey sadece asfalt değildir elbette; yol, eve dönmektir, işe yetişmektir, çocuğunu okula götürmektir, işe yetişmektir, hastaya ulaşmaktır. Yol bozulduğunda hayat aksar. Hayat aksadığında insan da yorulur.
En çok da şu soruyu sorduruyor bu manzara:
Bu şehir ne zaman nefes alacak?
Yağmur elbette kader değil. Ve her yağmurda aynı manzara ile karşılaşmak kader diye sunulamaz. Plansızlık, ihmalkarlık ve geçici çözümler; Hatay’ın en ağır yüklerinden biri haline geldi. Bir çukur kapatılıyor, yanındaki çöküyor. Bir yol yapılıyor, ilk yağmurda dağılıyor. Çünkü mesele düzeyi düzeltmek değil; temeli sağlam atmaktır. Hayatta da böyledir bu. Üstünü toparlamak kolaydır ama kökü ihmal edersen, ilk sarsıntıda her şey dağılır.
İnsanlar artık şikâyet etmekten bile yorulmuş durumda. Kimse bağırmıyor, kimse büyük cümleler kurmuyor. Sadece içinden söylenerek yürüyor, arabasını yavaşlatıyor, çamura bata çıka yoluna devam ediyor. Bu sessizlik öfkeden daha tehlikelidir.
Hatay’ın yolları gibi insanları da yorgun ama hala direniyor. Çamurun içinden geçerken bile hayatı taşımaya devam ediyorlar. Çünkü bu şehir, her şeye rağmen ayakta kalmayı bilen insanların şehri. Yine de kimsenin kaderi, her yağmurda biraz daha zorlaşan bir hayat olmamalı.
Belki de artık şunu kabul etmenin zamanı geldi: bir şehir sadece binalarla ayağa kalkmaz. Yollarıyla, altyapısıyla, güvenle yürünebilen kaldırımlarıyla, korkmadan direksiyon başına geçilebilen sokaklarıyla da ayağa kalkar.
Toprağın o güzel kokusunu özlüyoruz; insanın içine ferahlık dolduran, çocukluğunu hatırlatan o koku artık çamurla karışıyor. Yağmurdan kaçmak değil, yağmuru sevmek isterdik bir zamanlar. Camı aralayıp derin bir nefes almak isterdik. Şimdi ise her damla, beraberinde bir endişe bırakıyor.
Yağmur yağmaya devam edecek. Ama umarım bir gün, yağmurdan sonra geriye sadece ıslak toprak ve ferahlık kalır; çöküntü değil, endişe değil, ‘’ yine mi?’’ sorusu değil.
Hatay bunu hak ediyor.
İnsanlar bunu hak ediyor.
Hatay’ın insanı nefes almak istiyor.