Kartalkaya’da çıkan yangın bir kaza değildi. Bu cümleyi özellikle böyle kuruyorum. Çünkü bu ülkede bazı kelimeler bilerek yanlış kullanılıyor. ‘’Talihsizlik’’ deniyor, ‘’ihmal’’ deniliyor, ‘’olay’’...
Deprem, yalnızca binaları yıkmaz. Hatıraları, güven duygusunu, geleceğe dair kurulan cümleleri de enkazın altına bırakır. İnsan, yaşadığı felaketi kelimelere dökemediğinde susar; suskunluk uzadıkça acı...
Takvim yaprakları kopuyor ama enkaz yerinde duruyor. Saatler geçiyor, günler geçiyor, yıllar geçiyor… ama ben hala buradayım. Soğuk betonun altında değil belki; ama onunla...
6 Şubat yaklaşırken, takvim sadece bir günü değil, içimizde hiç kapanmamış ve kapanmayacak yarayı çeviriyor. Hataylılar için zaman ikiye bölündü o günden sonra: öncesi...
Çünkü bu şehir, sadece ayakta duran duvarlardan ibaret değildir. Şehir dediğiniz şey; insanların birbirlerine nasıl baktığıdır, aynı sokakta nasıl yürüdüğüdür, sabahı hangi sesle karşıladığıdır.
Hatay’da yağmur yağınca sadece toprak ıslanmıyor; umutlarda çamura bulanıyor. Yağmur damlaları yere düşerken, yollar sessizce dağılıyor, kaldırımlar sabrını kaybediyor.,
Hatay’da hayat devam etmiyor. Hatay’da sadece zaman geçiyor. Günler takvimden düşüyor, geceler soğuğun içinde uzuyor, ama hayat dediğimiz şey… o çoktan enkazın altında kaldı.
Takvim bir kez daha Şubat’a doğru ilerlerken, Hatay’ın üzerinde görünmez ama herkesin hissedebildiği bir ağırlık çökmeye başlıyor. Sokaklarda gezinen rüzgâr bile başka esiyor artık,...