Connect with us

Hi, what are you looking for?

Köşe Yazarları

Şubat Yaklaşırken Hatay’ın İçinde Yeniden Açılan Sessiz Yara

Takvim bir kez daha Şubat’a doğru ilerlerken, Hatay’ın üzerinde görünmez ama herkesin hissedebildiği bir ağırlık çökmeye başlıyor. Sokaklarda gezinen rüzgâr bile başka esiyor artık, sanki üç yıl önceki o büyük yıkımın tozunu hala taşır gibi. İnsanların yüzlerinde bir tedirginlik, seslerinde ince bir titreme… Daha güneş doğmadan, acılar çoktan uyanmış oluyor.

Takvim bir kez daha Şubat’a doğru ilerlerken, Hatay’ın üzerinde görünmez ama herkesin hissedebildiği bir ağırlık çökmeye başlıyor. Sokaklarda gezinen rüzgâr bile başka esiyor artık, sanki üç yıl önceki o büyük yıkımın tozunu hala taşır gibi. İnsanların yüzlerinde bir tedirginlik, seslerinde ince bir titreme… Daha güneş doğmadan, acılar çoktan uyanmış oluyor.

Hatay, şubat ayı yaklaşırken suskunlaşıyor. Çünkü bu şehir, hafızasını kaybetmedi. Yerle bir olan mahallelerin boşlukları hala kentin tam ortasında duruyor; yeni yapılan binaların gürültüsü bile o boşlukları susturamıyor. İnsanların kalbinde, o geceyi hatırlatan her ses bir alarm, her titreşim bir ürperti.

Çocuklar hala bazı geceler uykularından sıçrayarak uyanıyor. Yaşlılar, kapı eşiklerinde yıkılmaya yüz tutmuş bir sabırla oturup gökyüzünü dinliyor. Gençler, yarım kalan hayatlarını kurtarmaya çalışırken, bir yandan da ‘’ Bir daha olur mu?’’ sorusuyla boğuşuyor. Hatay’da hayat ikiye bölündü: Depremden önce ve depremden sonra. Ama en zoru, ‘’ depremden sonra’’nın hala tamamlanmamış bir cümle gibi sürmesi.

Şubat yaklaşırken bu şehirde sadece akla bir ay gelmiyor aslında; bir hafıza, bir yas, bir sızı geri dönüyor. Herkes kendi içinde yeniden o karanlık gecenin yollarında, enkaz başlarında, kaybettiği insanlarda dolaşıyor. Çünkü bazı acılar, takvimden silinmiyor.

Yine de Hatay direniyor. Enkazların arasından filizlenen umutlar, kapısı sökülmüş evlerine geri dönmeye çalışan aileler, yeniden kepenk açan esnaf… Bu şehir, yıkılan duvarlarının altından kendi kendini kaldırmaya çalışan bir iradeye sahip. Ama unutulmamaya, ihmale, ağır ilerleyen yaralarıyla baş başa bırakılmaya tahammülü yok.

Gündüz vakti bile, akla o gecenin karanlığı geliyor. Bir kuşun kanat çırpışı, bir kapının ansızın çarpması, toprağın biraz fazla titremesi… Hepsi aynı şeyi hatırlatıyor: O geceyi. Enkaz başında beklenen sabahları. Yağmurun, beton kokusuna karıştığı acı saatleri. Bir ses daha duyar mıyım diye nefesini tutan insanları. Sevdiğinin adını haykırırken sesi çatallanmış anneleri, babaları…

Bir kentin aynı anda hem umut edip hem çöktüğü o tarifsiz, o derin anları.

Çocuklar bile büyüdü burada…

Oyuncaklarının kırılmasına ağlayan çocuklar değil artık onlar.

Ve yetişkinler…

Kimi hala enkaz başına gitmeye cesaret edemiyor, kimi her gün uğrayıp sessizce dualar ediyor. Kimi yeniden yaptığı evine her adım attığında bir suçluluk hissediyor; kimi hala umutla ‘’ Belki bu sene bir şeyler daha düzelir’’ diye bekliyor. Ama herkes biliyor ki Hatay’ın yaraları sadece betonla kapanabilir yaralar değil. Bu şehir, insanında başlayarak yeniden sarılmalı.

Bir yanıyla büyük bir yalnızlık hissi var Hatay’ın üzerinde…

Unutulmanın, ihmal edilmenin, zamanın yükseldiği ağır sorumlulukların gölgesi. Herkesin bir şeyler vadettiği ama kimsenin tam anlamıyla elini tutmadığı bir şehir gibi duruyor bazen. ‘’Yalnız mıyız? Sorusu, özellikle Şubat yaklaşırken, insanların içinden geçiyor. Çünkü acının hatırlattığı sadece kayıp değil; aynı zamanda fark edilme ihtiyacı.

Ama tüm bunların ortasında, Hatay’ın direnci de aynı güç de büyüyor

Şubat yaklaşırken acılar depreşiyor, evet. Ama aynı zamanda Hatay herkesin vicdanına sesleniyor:

Beni sadece acılarımla değil, varlığımla ve direncimle de görün.

Unutmayın, ben yalnızca yıkılmış bir şehir değilim; yeniden doğmaya çalışan bir halkım.

Belki de Hatay’ın en çok ihtiyacı olan şey tam da bu.

Sadece Şubat yaklaşırken değil, her an yalnız olmadığını bilmek

Yaralarının görülmesi.

Söz verilmesi değil, tutulması.

Acıların sadece hatırlanması değil, paylaşılması

Çünkü Hatay, acıların şehri değil; acıların içinde bile umudu büyütenlerin şehri.

Şubat yaklaşırken Hatay’ın acısı tazeleniyor; evet.

Ama aynı zamanda herkesin hafızasına bir çağrı yapıyor:

‘’ Beni sadece acılarımla hatırlamayın. Yanımda olun, görün, duyun. Çünkü ben hala buradayım ve burada olacağım.’’

Click to comment

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunları da okuyabilirsin

Hatay

Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde yapılan operasyonda uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçundan 10 yıl ve 20 bin lira para cezası ile arandığı...

Hatay

Hatay’da hisseli taşınmazı olan binlerce kişi için kritik bir dönem başladı. Tapuda hissesi bulunan vatandaşların, ön alım hakkını (şufa) kaybetmemeleri için 90 günlük yasal...

Türkiye

Araç muayenesi için rekor teklif: Artık TÜVTÜRK yapmayacak! İşte ihaleyi kazanan şirket Araç muayene istasyonlarının özelleştirme ihalesinde 1. bölge için 830 milyon dolar, 2....

Hatay

Hatay İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD), 7269 sayılı Afet Kanunu’nun 6. maddesine dayanarak yeni konteyner kentlerin kurulabilmesi amacıyla bazı özel mülklere geçici...