Paris İklim Anlaşması, 12 Aralık 2015’te Fransa’nın başkenti Paris’te düzenlenen COP21 (21. Taraflar Konferansı) sırasında kabul edilmiştir. Anlaşmanın temel amacı, küresel sıcaklık artışını sanayi öncesi döneme kıyasla 2°C’nin altında tutmak, hatta mümkünse 1.5°C ile sınırlandırmak olarak belirlenmiştir.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki konuşmasında ilan ettiği üzere Türkiye 2016’da imzaladığı Paris Anlaşması’nı TBMM’de de onayladı. “Paris Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi” TBMM’den geçerek yasalaştı ve kanun 7 Ekim 2021 tarihinde resmi gazetede yayımlandı. Yürürlüğe giren anlaşma Türkiye’ye iklim değişikliği ile mücadele konusunda birçok sorumluluk yüklüyor.
Türkiye, 175 ülke ile birlikte Paris Anlaşması’nı imzalamıştı. 30 Eylül 2015 tarihinde “Niyet Edilen Ulusal Katkı Beyanını” Sözleşme sekreteryasına sundu. Türkiye’nin ulusal katkı beyanına göre, sera gazı emisyonlarının 2030 yılında referans senaryoya göre %18 ila %21 kadar azaltılmasını öngördü. Fakat 4 Kasım 2016 tarihinde yürürlüğe giren anlaşmaya Angola, İran, Libya, Kırgızistan, Irak, Erite, Yemen, Güney Sudan ve Türkiye’nin içinde bulunduğu 9 ülke taraf olmadı.
Türkiye’nin anlaşma üzerine çekincesi, farklılaştırılmış sorumluluklar kavramı çerçevesinde yapılan ülke kategorilendirmesinde Türkiye’nin pozisyonundaki belirsizliğe dayanıyordu. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi çerçevesinde alınacak kararların uygulanmasında ülkelerin farklı sorumluluklar alması için pazar ekonomisine geçiş sürecindeki Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin bulunduğu EK-1 ve OECD ülkelerinin bulunduğu EK-2 kategorileri oluşturulmuştu. Türkiye bu kategoriler oluşturulurken iki kategoride de yer almıştı. İklim politikalarında emisyonda tarihsel sorumlulukları yüksek gelişmiş ülkelerle aynı konumda değerlendirilmek istemeyen Türkiye bu nedenle Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne taraf olmamıştı. 2001 yılında EK-2 kategorisinden çıkarılan Türkiye 2004’te sözleşmeye taraf oldu. Fakat kategoriler oluşturulurken EK-1 ülkeleri arasında kişi başına düşen emisyon oranının en düşük olan ülke olması ve tarihsel sorumluluk gibi nedenlerle Türkiye EK-1 ülkeleri kategorisinden de çıkmak istemektedir. Türkiye’nin bu konumu müzakerelerdeki pozisyonunu da belirlemektedir. Türkiye Cumhuriyeti Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Türkiye’nın Paris Anlaşması kapsamında iki konunun üstünde durduğu ve çözüm talebinde bulunduğu açıklaması yapıldı. Bu iki konudan ilki, Türkiye’nin finans ve teknoloji desteklerine erişebilmek açısından kendisi ile benzer konumdaki ülkelerle aynı şekilde muamele görmesi. İkinci konu olarak ise; Türkiye’nin ekonomik büyüme, nüfus artışı gibi ölçütler dikkate alındığında mutlak emisyon azaltımı yapmasının imkansız olduğu ve bu hususun dikkate alınarak beklentilerin belirlenmesi olarak sıralandı.
Özetle;
Türkiye’nin anlaşmayı başta onaylamama nedenleri:
- Ülke Sınıflandırmasındaki Belirsizlik:
- BM İklim Sözleşmesi’nde ülkeler EK-1 (gelişmiş) ve EK-2 (finansal destek sağlayan gelişmiş ülkeler) olarak sınıflandırıldı.
- Türkiye, hem EK-1 hem EK-2’de yer aldı; bu durum gelişmiş ülkelerle aynı sorumluluğu üstlenmesini, ama finansal ve teknik destekten yararlanamamasını beraberinde getirdi.
- Türkiye bu adaletsizliği kabul etmedi ve EK-2 listesinden çıkarıldı (2001), ama EK-1’de kaldı.
- Finans ve Teknoloji Desteği Talebi:
- Türkiye, kendisini gelişmekte olan ülkelerle aynı konumda görerek mali ve teknolojik desteklerden yararlanmak istedi.
- Bu desteklere erişim için statüsünün resmen değiştirilmesini talep etti.
- Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Kaygısı:
- Hızlı nüfus artışı ve sanayileşme süreci nedeniyle, Türkiye mutlak emisyon azaltımı yapmanın kalkınmayı olumsuz etkileyeceğini savundu.
- Bu nedenle emisyon azaltım hedeflerinde esneklik ve gelişmekte olan ülke statüsü talep etti.
Birçok sosyal medya platformlarında sanki Paris İklim Anlaşması TBMM tarafından yeni onaylanmış gibi propagandalar yapılmaktadır. Fakat 6 Ekim 2021’de TBMM tarafından onaylanan anlaşma, 7 Ekim 2021’de Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.










































