
Çok ilginçtir ki, Nagehan Alçı depremzedelerin “para harcama reflekslerini” kaybettiklerini ve bu yüzden rehavete kapıldıklarını söyledi. Hataylı depremzedeleri “rehavetle” suçladı.
Oysa kendine gazeteci diyen bir insanın, Hatay’daki depremzedelerin para harcama reflekslerini kaybettiklerini konteynerde yaşamalarına bağlaması için gerçekten Türkiye’den, Hatay’dan ve ülkenin ekonomik koşullarından bihaber olması gerekir.
Türkiye’de, yüzde 10’luk ultra zengin kesim ve parasını siyasetin sırtından kazananlar hariç, onuruyla yaşayan tüm vatandaşlar uzun yıllardır para harcama refleksini kaybetmiş durumda. Asgari ücretliler, memurlar, gençler, emekliler… Hepsi aynı tabloyla karşı karşıya. Konunun depremle veya konteynerle hiçbir ilgisi yok.
Ülkede sermaye ve servet aktarımına dayalı bilinçli bir fakirleştirme politikası var. Tekrar ediyorum: Bilinçli bir fakirleştirme… İnsanlar para harcama reflekslerini çoktan kaybetti.
Ancak ulusal ölçekteki bazı konformist gazeteciler, halkın gerçek gündeminden kopuk ve yaşam koşullarından habersiz oldukları için, üç-beş depremzede ile yaptıkları sözde görüşmeleri milyonlarca insanın durumuymuş gibi sunabiliyorlar. Bu tarz gazeteciler için linçlenmek bile bir nimete dönüşüyor; etkileşimleri artıyor, yeniden gündeme gelebiliyorlar.
Durum böyle olunca Hatay yerel basınında kıymet koptu.. Yerel basın tek vücut oldu ve Nagehan Alçı’nın ‘’Reklamın iyisi kötüsü olmaz’’ şiarıyla söylediği desteksiz, gerçeklikten uzak ve konformist suçlamalarına tepki gösterdi.
Ama Nagehan Alçı ve benzeri ulusal ölçekteki gazeteciler şunu bilmelidir: Yerel basın gücünü ve varlığını halktan alır. Yerel basın temsilcileri halkın içindedir, halktan biridir. Sırtını siyasete yaslayan ulusal gazeteciler ise şunu unutmamalı: Halkın ve halkın desteklediği hiçbir şey yıkılmaz; ama sırtlarını yasladıkları siyasetçiler her an çark edebilir.
Bu nedenle Nagehan Alçı’ya bir yerel basın temsilcisi, bir yerel gazeteci ve Uluslararası Gazeteciler Federasyonu üyesi olarak önerim şudur: “Laf ağızdan çıkana kadar sizin esirinizdir; ağızdan çıktıktan sonra ise siz onun esiri olursunuz.”
Bir gün umarım gerçekten gazetecilik yapma fırsatı bulur…










































