
Yolda oyun oynarken yerde bir çubuk buldu çocuk. Eline aldığı çubuğa baktı. Çubuk çok güzel göründü. Onu çok sevdi. Gitti babasına gösterdi. Baba bu çubuk çok güzel, çok sevdim onu. Babası da kırmadı çocuğu pek tabii ne güzelmiş deyip gönderdi. Yanından hiç ayırmadı çubuğunu. Onunla oyunlar oynadı, koyunlar güttü… Gel zaman git zaman bir gün bu çubukla oyun oynarken çocuk, çubuk kırıldı. İş görmez, oyun oynanmaz hale geldi. Çocuk çok ama çok üzüldü.
Çocuk kırdı diye çubuk üzülmez,
Çocuk üzüldü diye çubuk düzelmez.
Babasına koştu hemen çubuk elinde. Baba dedi çubuğum kırıldı. Bir çocuğa baktı Baba bir çubuğa. Çocuk üzgün çubuk kırık. Durdu, düşündü ve çocuğa dönüp dedi ki ‘’Canım yavrum bu çubuk dediğin her ağaçta yetişir ama her ağaçta yetişen çubuğa kıymet verilmez. Çubuğu kıymetli yapan sendin. Sen çubuğa kıymet verdin diye çubuk ağaç olup kök salmaz ya vakti gelince kırılır. Kök salsın, kuvvetlensin, yeşersin, çoğalsın istersen fidana bakacaksın. Her fidan çubuktur ama her çubuktan fidan olmaz. Kıra kıra öğreneceksin ama severek anlayacaksın. Öğrenmek için çok çubuk kırman gerekebilir ama anlamak için sevmen gerekecektir.’’
Her çubuktan olur mu hiç, bir fidan?
Nerde bir damla, nerde koca umman!
Bir çubukta takılıp kalmamak lazım bir fidan buluncaya dek aramaya gayret etmek lazım. Belki bir fidan bulunamazsa da bir fidan uğrunda ömür vermek gerekebilir. Bir fidan için bin çubuk feda edilir ama bir çubuk için üzülmeye değmez. Bir fidan demek yeni bir umut, yeni yeşillikler, yeni fidanlar… Bir çubuk demek ise kırılmaya mahkûm, oyun ve eğlenceden ibâret bir parça. Ne kadar kırılmaya mahkûm bir parça olsa da fidanın da bir çubuktan ibaret olduğunu unutmamak lazım.
Her çubuk fidan olmaya bir umut
Her fidan taptaze yeni bir umut.










































