
Antakya’da Gülderen Katar-3 konteyner kentte yaşanan son gerginlik, depremin üzerinden aylar geçmesine rağmen AFAD’ın iletişim, koordinasyon ve şeffaflık konusundaki kronik zaafını bir kez daha tüm çıplaklığıyla ortaya serdi.
Habere göre, AFAD ekiplerinin gelerek depremzedelere “1 hafta – 10 gün içinde konteynerleri boşaltın” dediği iddia edildi. Sebep ise; arazi sahibinin istediği öne sürülürken, devreye giren “toprak sahibi” iddiayı reddetti. Bu çelişkili açıklamaların ortasında kalan ve en temel ihtiyaçları olan “barınma” hakkı üzerinden bir belirsizlik ve tehdit hisseden depremzedeler, doğal olarak tepki gösterdi. Üstelik bu gerginliğe, bölgedeki elektriklerin kesilmesi de eklenince, durum içinden çıkılmaz bir hal aldı.
Bu kaotik tablo, AFAD’ın kriz yönetiminde iletişimin ne denli hayati olduğunu unuttuğunu gösteriyor. İddialar, yalanlamalar, elektrik kesintileri ve nihayetinde yetkilinin sahaya inmesi… Tüm bu süreç, merkezi bir otoritenin net, tek elden, güven verici ve zamanında bilgilendirme yapmamasının nasıl paniğe, öfkeye ve toplumsal gerginliğe yol açtığının acı bir örneği.
En çarpıcı nokta ise, olay yerine gelen AFAD İl Müdür Yardımcısı’nın, “konuyu valiye sunacağının sözünü vererek” vatandaşlardan “bugünün hiç yaşanmamış gibi sakinlerin yeniden konteynerlere geçmesini” istemesi. Bu ifade, sorunun kökünü değil, sadece görünen yangını söndürmeye yönelik geçici bir “sükunet” çağrısı olduğunu gösteriyor. İnsanların yaşadığı korku, endişe ve güvensizlik “hiç yaşanmamış” gibi sayılamaz. Unutturmaya çalışmak, çözmek değildir.
Hatay halkı, enkaz altından çıkarılmayı beklerken de, çadır ve konteyner kentlerde yaşam mücadelesi verirken de sürekli bir bilgi kıtlığı ve belirsizlik girdabına itildi. Nerede, ne zaman, nasıl kalıcı konutlara kavuşacaklarına dair net bir rota gösterilemedi. Gülderen’deki bu olay, bu büyük resmin küçük ama anlamlı bir yansımasıdır: Depremzede vatandaş, kendisiyle ilgili hayati kararları “iddia” ve “söylenti” üzerinden öğrenmeye çalışıyor.
AFAD, sadece fiziki lojistik ve barınma hizmeti sağlamakla yükümlü değildir. Aynı zamanda psiko-sosyal destek sunmak ve en önemlisi, güven verici, düzenli, doğru bilgi akışını sağlamakla da sorumludur. İletişim eksikliği, güven erozyonuna; güven erozyonu ise her küçük haberin büyük krizlere dönüşmesine yol açar.
Sonuç olarak, Hatay’da yaşanan bu talihsiz olay, AFAD’ın iletişim stratejisinin neredeyse sıfır olduğunun bir göstergesidir. Depremzedeler “açıklama beklerken”, onlara sunulan, çelişkili açıklamalar ve “bugünü unutun” tavsiyesinden ibarettir.
Hatay halkı, enkazı kaldırmak kadar, bu iletişim enkazını kaldıracak şeffaf, tutarlı ve insanı merkeze alan bir dil ve yaklaşıma fazlasıyla ihtiyaç duymaktadır.
Aksi takdirde, her yeni gün benzer gerginlikler ve “hiç yaşanmamış gibi” unutulmaya çalışılan travmalarla geçmeye devam edecektir.
AFAD Müdürü bu belirsizliğin sorumluluğunu almalı ve boşaltılması gereken konteyner kentlerle ilgili depremzedelere, Hataylılara gerekli bilgilendirmeyi kamuoyu önünde yapmakla yükümlüdür.
Bu insanlar kimsenin istediği zaman ‘’kışt’’ diyerek kovabileceği insanlar değildir…
AFAD’ın bu rezilliği artık sona ermeli…










































