Hatay’ın en büyük düz arazisi olan Amik Ovası, tarih boyunca bereketli toprakları ve stratejik konumuyla farklı medeniyetlerin ilgisini çekmiş, antik çağlardan Osmanlı’ya uzanan yerleşim izleriyle sürekli bir yaşam alanı olmuştur. 18. yüzyılda Reyhanlı aşiretlerinin iskânı, 19. yüzyılda Kafkasya’dan gelen Çerkez göçmenlerin Bedirge çevresine yerleşmesi ve 1980’lerde Afgan ile Özbek mültecilerin Serinyol çevresinde iskân edilmesi, ovanın demografik yapısını çeşitlendirmiştir.
1974’te Devlet Su İşleri tarafından gerçekleştirilen Amik Gölü’nün kurutulması, sel baskınlarını önleme, sivrisineklerle mücadele ve tarımsal üretim için yeni alan açma gerekçeleriyle savunulmuş, kurutulan alanlar çiftçilere dağıtılmış ve köyler büyümüştür. Ancak 1980’lerden itibaren nüfus artışı ve kentleşme baskısı, ovanın imara açılmasını hızlandırmıştır.
Çevre bilimciler ve bazı akademisyenler, gölün kurutulmasının biyolojik çeşitlilik kaybına, yeraltı su seviyesinin düşmesine ve iklimsel dengenin bozulmasına yol açacağını öngördüler.
Resmî söylem kalkınma ve tarımsal üretim artışını başarı olarak sunarken, çevre bilimciler gölün kurutulmasının biyolojik çeşitlilik kaybına, yeraltı su seviyesinin düşmesine ve iklimsel dengenin bozulmasına yol açacağını öngörmüş, uluslararası çevre çevreleri bu kararı “erken dönemde yapılan büyük bir hata” olarak değerlendirmiştir. Yerel halk başlangıçta tarım arazisi kazanıldığı için memnuniyet duysa da zamanla toprakların verimsizleşmesi, su kaynaklarının azalması ve ekonomik sıkıntılar köylüleri zor durumda bırakmıştır. Kuş göç yollarının kesilmesi ve ekosistemin bozulması ise doğa gözlemcileri ve çevre örgütlerinin tepkisini çekmiştir.
Peki ne oluyor da ortasına havaalanı yapılan Amik Ovası, her yağmur yağdığında tekrardan göle dönüşüyor? İnsan yaş aldıkça eskiye özlem duyuyor da, ovanın eskiye özlem duyması mı bu?
Nasıl oluyormuş buyrun okuyun,
Amik Gölü’nün kurutulması, bölgedeki doğal su depolama kapasitesini ortadan kaldırdı; göl ve çevresindeki sulak alanlar, aşırı yağışları geçici olarak tutup yavaşça boşaltan bir tampon görevi görüyordu. Bu doğal depolama ortadan kalkınca, aynı miktarda yağışın ovada daha hızlı ve daha yoğun yüzey akışına dönüşme olasılığı arttı; sonuç olarak, yağış olayları sel baskınlarına daha doğrudan ve sık yol açar hale geldi. (https://tezara.org/theses/143017?utm_source)
Bununla birlikte, yağış miktarı ile sel sıklığı arasındaki ilişki doğrudan ve tek değişkenli değildir. Kurutma sonrası ortaya çıkan hidrolik ve jeomorfolojik değişiklikler —örneğin alçak çanak yapısı, kanal ve drenaj sistemlerinin yönlendirilmesi, sedimantasyon, yeraltı suyu seviyesindeki değişimler ve tarım/imar amaçlı arazi kullanımı değişiklikleri— yağışın sel oluşturma potansiyasını artıran etkenlerdir. Bu nedenle aynı yıllık yağış toplamı içinde yoğun kısa süreli sağanakların artması veya kar erimesi gibi olaylar, taşkın riskini daha çok tetikler. (https://www.researchgate.net/publication/311913073_Amik_Ovasi_Taskin_problemi_Onleme_calismalari_tartisma_ve_oneriler)
Ampirik çalışmalar ve yerel değerlendirmeler, Amik Ovası’nda kurutma sonrası taşkınların hem sıklığında hem de şiddetinde artış eğilimi olduğunu; bunun yağış rejimindeki değişimlerle birlikte, gölün sağladığı tamponun kaybı ve insan kaynaklı altyapı değişikliklerinin bir bileşimi olduğunu göstermektedir. Ancak bu tespitler genellikle bölgesel hidrometeorolojik verilerin, kanal ağlarının ve arazi kullanım tarihçesinin birlikte analizine dayanır; yalnızca yağış verileriyle korelasyon hesaplamak, etkiyi tam olarak açıklamak için yetersiz kalır. (https://tezara.org/theses/143017?utm_source)
Amik Gölü’nün kurutulması ile yağışlar arasındaki korelasyon dolaylı ama güçlüdür — gölün yokluğu, aynı yağış olaylarının ovada sel oluşturma olasılığını artırmıştır.
Bugün geriye dönüp bakıldığında Amik Ovası’nın dönüşümü, Hatay’ın tarımsal ve ekolojik geleceğini derinden etkileyen bir dönüm noktası olarak görülmektedir. Kalkınma söylemiyle alınan kararlar kısa vadede üretim artışı sağlasa da uzun vadede ekosistem kaybı ve toplumsal sorunları beraberinde getirmiş, Amik Ovası kalkınma vaadiyle gelen ekolojik kaybın sembolü haline gelmiştir.
Üstelik tam ortasına havaalanı yapıldı. 🙂











































