
Hep dinleriz büyüklerimizden: “Yalakanın kıblesi olmaz.” Doğru söylerler, ama ne yaparsak yapalım bunun önüne geçemiyoruz. Hâlbuki işini hakkıyla yapmak, etik ilkelere bağlı kalmak, Allah için eğilmeyen omurganın insan için eğilmesini engellemek hem zor hem de bir kişilik meselesi.
Tilki–Horoz hikâyesini bilirsiniz. Tilki horoza seslenir: “Artık barış zamanı, bütün hayvanlar kardeş oldu. Gel aşağıya, sarılalım.” Horoz cevap verir: “Harika! Tam da köpekler geliyor, seninle birlikte kutlayalım.” Tilki topuklayarak kaçar. Bu hikâye, politika ve bürokrasi süreçlerinde en iyi kıssadan hisselerden biridir. İkiyüzlülerin dostluk çağrısı, çıkar bozulunca hemen biter.
Ben bu konuyla ilgili “Nasıl İyi Yalaka Olunur?” isimli bir seri de yapmıştım. İsterim ki omurgasını kulun karşısında eğmeyi politika sananlar bari iyi yapsınlar, kalifiye yalakalar olsunlar… Ama ne mümkün. Nereden tutarsan tut elinde kalıyor.
Yalakalığın yaşı, cinsiyeti, sınıfsal ayrımı yok. İnsanların gerçek anlamda rekabeti dorukta yaşadıkları nadir alanlardan biri yalakalık ve ikiyüzlülük. O kadar yoğun bir rekabet alanı ki, gencecik insanlara bile “politika” diye yutturulmaya çalışılıyor.
Bir kurumda yönetici değiştiğinde, dün eski müdürü yere göğe sığdıramayanların ertesi gün yeni müdüre methiyeler düzdüğünü görürsünüz. Dün “sizden iyisi yok” diyenler, bugün “biz zaten sizi bekliyorduk” der. İşte yalakalığın kıblesi olmaz sözünün canlı örneği.
Tabi müdür burada temsilidir yani bu müdür değil de başka başka künyeler de olabilir… Mühim olan ise neslin ve bürokrasinin canlı bir organizma gibi sürekli hareketli olması ve dönüşüm ekseninde sirkülasyona sahip olabilmesidir…
Bugün herkesin ağzında bir sakız: “Gençler çalışmıyor, gençler rahatına düşkün…” Ama bakıyoruz, şikâyet edilen duruma sebebiyet verenler yine şikâyet edenlerin kendileri.
Eğer bu türdeki insanlar artık doyar ve yol gösterici konumuna çekilirlerse belki o zaman gençler iş hayatına girecekler de…
Nerdeee…
Yıllardır bu meslekte en dipten çalışmaya başlamış biri olarak, gerek maddi gerek sosyal gerekse psikolojik sıkıntılar yaşadım ve hâlâ sürdürülebilir şekilde yaşamaya devam ediyorum. Ancak bu mesleği seven herkes şunu iyi bilir: Amaç her zaman iyi ve kalifiye gazetecilik yapmaktır.
Neticede insan ne hedef koyarsa koysun, fani bir dünyada yaşadığı farkındalığı ile hareket etmesi, sondan ziyade yolda iyi şeyler yapmanın aydınlığı ile yaşamasına olanak sağlar… Bu bağlamda rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun da dediği gibi ‘’3 günlük dünyada bu kadar fırıldak olmaya gerek yok.’’
Sadece işimizi iyi yapalım ve bulunduğumuz mevki veya konumları doldurmayı bilelim…
Cem Yılmaz’ın dediği gibi: “Para kazanmak için iş yapmazsınız, iş yaparsınız para eder.” Tam olarak olay bu. Yaptığınız işlerin toplum nezdinde karşılık görmesi, bürokrasi nezdinde kabul görmesinden her zaman daha verimli ve daha iyidir.
Bu yüzden dönüşmek, değişmek olması gereken bir süreçtir bence…
Bugün geldiğimiz noktada neredeyse her alanda “Dijital Dönüşüm” türküsünü söylüyoruz. Söylüyoruz söylemesine de, kimse kendisinin de bu dönüşümden pay alması gerektiğini düşünmüyor. Tıpkı köydeki yaşlı amcanın hikâyesi gibi: Amca her gün kahvede “gençler teknolojiye ayak uyduramıyor” der. Oysa kendisi hâlâ akıllı telefonunu sadece fener olarak kullanmaktadır.
Bu kadar ironik, bu kadar trajikomik bir sahne…
Türkiye Cumhuriyeti’ni ve bu Cumhuriyette yaşayan her bireyi refaha ve huzura erdirecek en önemli şeylerden biri, bireylerin işlerini düzgün, etik ilkeler çerçevesinde ve zamanın ruhuna uygun yapmasıdır.
Ama yöneticilerin burada şuna dikkat etmeleri çok önemli. Yönetici ne ister? Kurumunda sorun olmasın, iyi ve kaliteli işler çıksın, siyaset tarafından cezalandırılmasın, aksine yaptıklarıyla ödüllendirilsin. Yönetici üç aşağı beş yukarı bu eksende şeyler talep eder ve bu eksende çaba sarf eder.
Bir bürokratın etrafında sürekli övgüler yağdıran bir grup vardır. İşler yolunda giderken “siz olmasanız bu kurum batardı” derler. Ama işler karıştığında aynı grup görünmez olur, hatta bürokratı günah keçisi ilan eder. İşte yalakalık ve ikiyüzlülüğün en tehlikeli yüzü budur.
Benim naçizane tavsiyem: Yalaka ve ikiyüzlü insanlardan uzak durun. İşler karıştığında görünmez olan bu güruh, yöneticiyi günah keçisi ilan etmekten asla çekinmez. İşini hakkıyla yapan, etik ilkelerle hareket eden ve sözünü söyleyebilen insanlarla çalışırsanız, hak ettiğiniz kariyer ekseninde olmak pek de zor olmaz.










































