
‘’Hatay benim şahsi meselemdir.’’
Bu cümle, sadece bir siyasi duruş değil; bir sahiplenişti. Bir toprak parçasından öte, onur, tarih ve insan meselesiydi. Mustafa Kemal Atatürk bu sözü söylerken, Hatay’ı haritanın kenarında unutulmuş bir yer olarak görmedi. Onu kalbinin tam ortasına koydu. Bugün ise Hatay, bir kez daha şahsi bir mesele olmayı hak ediyor. Ama bu kez depremle, yıkımla, sessiz çığlıklarla…
Deprem Hatay’ı yerle bir etmedi sadece. Hatay’ın hatıralarını, anılarını, sokaklarını, çocukluğunu, mezarlarını, dualarını da enkaz altına gömdü. Bir şehir yıkıldığında sadece binalar çökmez; insanlar geçmişlerini de kaybeder. Ve Hatay, geçmişiyle birlikte geleceğini de arıyor şimdi.
Atatürk yaşasaydı, bu manzaraya bakıp susar mıydı? Enkazların arasında umut arayan insanları görüp, ne yapardı? Hatay bir zamanlar onun şahsi meselesiyse, bugün bu acı hepimizin şahsi meselesi olmak zorunda. Çünkü burada yaşanan, kader değil, ihmalin, belirsizliğin ve gecikmenin ağır sonucudur.
Hatay’da bugün insanlar evlerinden çok, seslerini kaybetmiş durumda. ‘’ Ne olacak?’’ diye soruyorlar ve cevaplar yankı yapmıyor. Atatürk’ün kararlılığına alışmış bu topraklar, şimdi muğlak cümlelerle, yarım vaatlerle baş başa. Oysa Hatay netliği bilir. Dik duruşu bilir. Sahipsiz bırakılmamayı bilir. Bu şehir çok kültürlüydü, çok sesliydi, çok renkliydi. Kilisesiyle, camisiyle, havrasıyla yan yana durmayı başarmıştı. Şimdi ise, yan yana duran tek şey, acı ve belirsizlik. Aynı çadırda farklı hayatlar, aynı enkazın altında farklı hikayeler…
Ama ortak bir his var: acı ve terk edilmişlik.
‘’Şahsi mesele’’ demek, sorumluluk almak demektir. Sahip çıkmak demektir. Gözünü kaçırmamak, sırtını dönmemek demektir. Hatay bugün tam da buna muhtaç. Birinin çıkıp, bu şehri yeniden şahsi meselesi ilan etmesine…
Çünkü Hatay’ın insanı yoruldu. Güçlü görünmekten yoruldu. Sabretmekten yoruldu. Ama hala onurlu. Hala dimdik. Hala bu toprakları terk etmemekte ısrarcı. Çünkü burası onların meselesi. Hayatlarının meselesi.
Atatürk’ün sözü bugün taşın altına eline koyacak herkese bir çağrıdır aslında. Hatay bir haber başlığı değil. Bir istatistik hiç değil. Hatay, yıkıntılar arasında bile ayağa kalkmaya çalışan bir iradedir.
Bir gün bu topraklar yeniden konuşacak,
Enkazların arasından yasemin kokusu yükselecek.
Kırılan saatler yeniden zamanı gösterecek,
Ve Hatay, acıya rağmen yaşamayı hatırlayacak anılarla
Ama o güne kadar,
Bu şehir suskunluğuyla bize bakacak.
Ve her sessizlikte aynı cümle yankılanacak:
‘’ Hatay hala bir şahsi meseledir’’
Ve bugün sorulması gereken soru şudur:
Bir zamanlar Atatürk’ün şahsi meselesi olan Hatay, şimdi kimin vicdan meselesi?










































