Trendyol Birinci Lig’de bu sezon talihi bir türlü gülmeyen, sürekli sırtına yeni bir yük bindirilen Atakaş Hatayspor’umuz, geçtiğimiz hafta oynadığı bir maçla değil, yaşadığı bir dramla gündeme geldi. Diyarbakır’da Amedspor karşısına çıkan takımımızın kalesini koruyan file bekçisi Bekaj’ın sırtındaki forma numarası, aslında tüm bir şehrin içine düştüğü unutulmuşluğun, görmezden gelinmişliğin acı bir metaforuydu.
Süper Lig’den düşüşün ardından bir anda kendini ikinci ligde bulan temsilcimiz, maç sahasında değil, adeta hayatta kalma mücadelesi veriyor. Ve bu mücadelede, maddi imkânsızlıklar o denli derin ki, bir futbolcunun formasına yeni bir numara dikişi bile atamayacak hale gelmiş bir kulüpten söz ediyoruz. Bu, sadece bir mali sıkıntı göstergesi değil; bir şehrin yaralarını sarmaya çalışan en önemli sosyal dinamiklerinden birinin nasıl tek başına bırakıldığının da kanıtı.
İşin en düşündürücü yanı ise, bu manzara karşısındaki sessizlik. Sosyal medyada, rakip takım taraftarları dahi bu hale üzülüp yanan yüreklerini ortaya koyarken, Hatay’ın kendi içindeki sükutun anlamını düşünmek gerekiyor. Depremin en ağır yükünü sırtlamış, evlatlarını toprağa vermiş, yüreği yanık bu güzelim şehir için, onun adını taşıyan takımın yaşadığı bu çaresizlik, nasıl olur da bu kadar görmezden gelinebilir? Bu kayıtsızlık, bir şehir aidiyetini zedeleyen, yürek burkan bir tablo değil de nedir?
Hatayspor, sadece 90 dakikalık bir oyunun takımı değil; Hatay’ın yeniden ayağa kalkışının, dirilişinin de bir sembolüdür. Onu bu halde görmek, sadece bir spor kulübünün değil, bir şehrin umudunun da zayıf düşürüldüğünü gösterir. Bu fotoğraf, Hatay’a ve Hataylıya yakışmıyor. Bu sessizlik, enkaz altındaki çığlıklara verilen sesten çok daha gür çıkıyor kulaklarımızda. Artık bu şehrin değerlerine sahip çıkma, Hatayspor’u bu karanlık tünelden çıkarma zamanıdır. Çünkü Hatay’ı sevmek, sözle değil, icraatle olur.










































