
Bir gazeteci olarak itiraf edeyim: yalakalık üzerine yazmak, tabakta hem hoş bir tuz hem de hafifçe yanık bir şeker gibi. Her toplumun salçasına katılmış, yok olmak bilmiyor; sarayın kasidelerinden Linkedin yorumlarına, ofis koridorlarından siyasetin kırmızı koltuklarına dek usul usul yayılıyor.
Bugün modern dünyada yalakalığın nereden geldiğine, hangi biçimlere büründüğüne ve —eğer illa gerekiyorsa— “iyi bir yalaka” olmak için klişe ama iş gören tekniklere dilim döndüğünce, aklım erdiğince ve midem kaldırdığınca bakacağız.
Ama önce küçük bir not: bu yazı, kimseyi hedef almıyor, ama yalakalığı fark eden herkes aynaya bakabilir. 😊
Kökleri Antik kasidelerden “brown-nose”a kadar dayanıyormuş…
Vay be!
Ben, biz bulduk sanıyordum..
Neyse…
“Sycophant” kelimesi antik Yunan’da farklı bir anlama (inceleme/suç duyurma) sahipken, zamanla “alaylı övgücü” anlamına kaydı. Bugün “siyasetteki yalaka” dendiğinde, kaside yazan saray şairlerinden, dedikodu yapan saray ileri gelenlerine ve modern televizyon kasetlerinde alkış komutlarını harfiyen uygulayan danışmanlara kadar geniş bir tarih düşünülebilir.
Ki gördüğünüz üzere saray ahvali ile sınırlı olan bu dilleme sanatı, bugün ülkemizde halka yayılmış, geniş kitlelere kadar ulaşmış gibi görünüyor.
Demokrasinin hep yanlış yerlerini alıyoruz ama…
Neyse…
Yalakalık yeni keşfedilmiş bir tür değil. Tarih kitapları, saray şairlerinin hükümdarı metheden kasideleri, danışmanların “her hareket mükemmeldi” nidalarını ve çevresinde halkayı büyüten övgü kültürünü anlatır. Modern İngilizce’de “brown-nose” (“burnunu birinin altına sokmak”) ve “yes-man” gibi deyimler vardı; yani, birinin gözüne girmek için aşırı uyum ve övgü vermek tarihsel olarak tanıdık davranışlar.
Hayır madem yaygın bir meslek ben de neden tarihsel temellerini anlatmayayım dedim.
Bir işi yapacaksan iyi yapacaksın..
Neyse…
Ancak moderniteyle birlikte zemin değişti: artık yalakalık sadece yüze söylenen söz değil, aynı zamanda tweet’ler, yorumlar, beğeniler, ve “saniyelik sadakat”tir.
Lider çevresinde yükselen şakşakçı sınıf — her demeçte daha coşkulu alkış, her çıkışta daha parlak övgü.
Hatta çoğu zaman artık liderin bile haberi yoktur…
Yorum programlarında misafiri kutsar gibi konuşanlar; eleştiriye şerh düşmek yerine methiye okumayı tercih eden sunucular.
Influencer’a “kralsın” yazan takipçiler, LinkedIn’de her başarıyı yıldızlarla süsleyen sempati orduları.
Aile içinde, arkadaş grubunda, “sen yapınca başka” kıvamında övgüler — küçük, sinsi, etkili.
Bakın aile ve arkadaş grubunda olan, siyasette olandan daha tehlikeli bence..
Neyse…
Birinin eline yapışmak çoğu zaman çıkarla, onay açlığıyla ve hiyerarşide konumunu sağlamlaştırma isteğiyle açıklanır. Sosyal psikolojide buna “ingratiation” denir: diğerini beğendirme, kendi imajını parlatarak menfaat sağlama taktiği.
Bazen yalakalık çatışmayı azaltır; bazen de kokuşmuş bir yönetimde körlüğü besler. Kısacası yalaklık hem yağlayıcı bir mekanizma hem de paslanmayı hızlandıran bir faktördür.
Sadece bazen neyin yağlandığını göremiyorlar, o da başka tabi.. 😊
Neyse…
Sahte övgü lideri yanıltır; gerçek geri bildirim yerine onay balonları oluşturur. Ofiste liyakat azalır, ekipte moral düşer; siyasette gerçek eleştiri kaybolur, kararlar yankı odalarında şekillenir.
Ve en önemlisi: yalaka ile lider arasındaki ilişki, objektif gerçeğin dengesi bozulduğunda herkesi ödemeye zorlar.
Sınavlarda 4 yanlış 1 doğruyu götürür, yaşam içerisinde 1 yalaka bir toplumu bile götürebilir..
Matematik muazzam bir şey..
Neyse…
Ama ben yalakalığın hem iyi hem kötü yanlarını yazarken düşündüm de madem bu yalakalık yaygın bari ‘’iyi bir yalaka nasıl olunur’’ şeklinde gördüklerimden, duyduklarımdan ve iğrendiklerimden yola çıkarak birkaç öneride bulunayım dedim..
“İyi bir yalaka” nasıl olunur?
Abartılı Övgü: Normalde “iyi” dediğin bir şeyi patronun bir fikri için “tarihi eser” seviye ilan et.
Fikir Uyumu: Onun fikrine hemen katıl; zihin jimnastiği yapmadan “tamam, haklısınız” moduna geç.
Kahkaha Senkronizasyonu: Patron güldüğünde kahkahayı iki saniye geciktirmeden bırak; zamanlama her şeydir.
Stratejik Sessizlik: Yanıldığını düşündüğün anda sus; her “ama efendim” sözcüğü risk taşır.
(Şaka bir yana: bu taktikler kısa süreli kazanç sağlayabilir, ama uzun vadede kişisel itibar ve mesleki saygınlığı yitirtebilir.)
Bende az sorunlu değilim yalnız ha! Bir de parantez içinde yalaklığın verimli olmadığını açıklıyorum…
Hay Allah’ım…
Yalakalık bir strateji, bazen bir savunma mekanizması, bazen de kişisel eksikliğin maskesidir. Toplum içinde yalakalığı teşvik eden yapılar olduğu sürece var olmaya devam edecektir.
Ama farkındalık, mizah ve biraz utanma duygusu—evet, utanma—bizi yalakalığın daha insancıl, daha az zarar verici formlarından uzak tutabilir.
Yazımın sonuna kadar okuyan olduysa ve yalakalık alanında kendini geliştirmek istiyorsa umarım bu yazım verimli olmuştur.
Ben beceremiyorum ama becerenlere katkım olsun istedim…











































Pingback: “Yalakalık Ekonomisi: Methiye Enflasyonu ve Omurga Krizi” - Haberin Merkezi