
Bir eğitim öğretim sürecinin daha sonuna doğru ilerliyoruz ve her sene sonunda olduğu gibi bu yıl da ilköğretimden üniversiteye kadar birçok çocuk ve gencimiz çeşitli sınavlara hazırlanıyor ve bu sınavlarda ter dökecekler. Başarının saatlerle sorularla ve cevaplarla ölçüldüğü sistem ile “gelecek” belirlenmeye devam edecek.
Enderun’da bir duvar yazısı; “Burada hiçbir balık uçmaya, hiçbir kuş yüzmeye zorlanmaz.”
Eğitim, teoride fırsat eşitliği sağlar. Ancak pratikte eğitim sistemi; gelir düzeyi, coğrafi konum, aile yapısı ve hatta kullanılan dil bakımından çocukları en baştan ayrıştırıyor. Büyük şehirlerde özel dersle, robotik atölyelerle, iki yabancı dille büyüyen bir çocuk ile kırsaldaki kalabalık sınıfında öğretmenini bile duymakta zorlanan bir çocuğun aynı sınava girmesi adalet değil, bir yanılsamadır.
PISA sonuçları bize yıllardır şunu söylüyor: Türkiye’de sosyoekonomik düzey, akademik başarıyı belirleyen en güçlü faktörlerden biri. Yani bir çocuk, doğduğu semte göre kaderini yaşıyor. Eğitim, yükselmenin değil, eşitsizliğin aynası oluyor.
Ve bir de bu eşitsizliğin üzerine yüklenen akademik baskı var. Oyun oynamak, arkadaşlarıyla vakit geçirmek ya da sadece hayal kurmak gibi çocukluğun temel hakkı olan faaliyetler, “zaman kaybı” olarak görülüyor. Çünkü başarı, artık sadece puanla ölçülüyor.
Peki kim için bu yarış? Çocuklar için mi, yoksa onların başarısıyla kendi eksikliklerini telafi etmeye çalışan yetişkinler için mi?
Bugün çocuklarımızın ruh sağlığı tehdit altında. Sosyal becerileri gelişemiyor, kendilerini değersiz hissediyorlar. Ve biz, “çalışmazsan kazanamazsın” diyerek bu baskıyı meşrulaştırıyoruz. Oysa eğitim, sadece sınavdan yüksek not almak değil; düşünmek, sorgulamak, üretmek, anlamak ve insan olmaktır.
Çözüm basit değil ama mümkün: Eğitime yatırımı sadece binalar ve akıllı tahtalarla sınırlı tutmadan, nitelikli öğretmenler yetiştirmeli; kırsal bölgelerde dezavantajlı çocuklara özel destek programları uygulanmalı. Ezberci ve yarışçı sistem yerine; çocuğun potansiyelini ortaya çıkaran, bireysel farklılıklara saygılı bir eğitim modeli inşa etmeliyiz.
Çünkü başarı, sadece sınav puanı değil; eşit bir zeminde, adil bir geleceğe yürüyebilen her çocuğun hakkıdır.










































