
Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer tellal iken pireler berber iken.. , dağların eteklerinde kocaman bir sürüye sahip olan Çoban Ali yaşardı. Ali, koyunlarını çok sever, ama daha çok onlara nasihat etmeyi severdi. Sabahları sürüsünü otlatırken başlardı konuşmaya:
“Bakın benim akıllı koyunlarım! Açgözlü olmayın, yoksa mideniz bozulur. Dengeli yiyin, sağlıklı kalın.”
Örtünce gece karanlığını, Ali, önündeki sofraya ne bulursa yığar, tıka basa yedikten sonra uyuyakalırdı.
Sabahına, koyunlardan Meraklı bir adım öne çıktı:
“Çoban Ali, madem açgözlülük kötü, neden sen her öğün tıka basa yiyorsun?”
Ali hafifçe öksürdü, gözlerini kaçırarak cevap verdi:
“Ah be Meraklı, benim midem sizinkinden daha büyük. Ayrıca ben insanım, sizin gibi sıradan otlarla beslenmem.”
Koyunlar birbirine baktı, ama bir şey demediler.
Başka bir gün, Ali sürüsüne yine ders vermeye başladı:
“Bakın benim tatlı koyunlarım! Kendi yolunuzu kendiniz bulun, başkasının peşine takılmayın. Yoksa bir gün yanlış bir yola saparsınız.”
Ama koyunlar fark etti ki Ali, her pazar kasabaya iner ve kahvede oturup herkesin yaptığı gibi konuşur, düşünmeden başkalarının fikirlerine kapılırdı.
Bir gün, koyunlardan Cesur sordu:
“Çoban Ali, biz kendi yolumuzu bulmalıyız diyorsun ama sen kahvedekiler gibi konuşuyorsun. başkalarının peşinden gidiyorsun. Bu nasıl iş? ”
‘Olur mu öyle şey koyun kafalı seni, ben değil onlar benim gibi konuşuyor. Hem sen benden izin almadan ahırdan çıktın da beni mi gözlersin?’
Koyunlar cesur koyuna ters ters baktı önce. Sonra dönüp arkalarını girdiler ahıra.
Ali koyunlarına seslendi.
.’Bu hafta herkesten en az üç litre süt bekliyorum. Yoğurt yapacağım’ dedi.
.’ Yoğurdu tutmayanı evvela keserim, sonra da mangalda yerim.’
Tüm koyunların ayakları titremeye başladı. Herkes en güzel yoğurdu verecek sütü üretmek için en güzel otları seçip yemeye başladı.
Sütler sağıldı yoğurtlar yapıldı.
Cesur koyunun yoğurdu taş gibi tuttu.
Amma gelgelelim bir kömür kokusu gelmeye başladı.
Çoban Ali elinde keskin bir bıçak yapıştı cesurun boğazına.
Tek darbede kesecekti ki boğazını bütün koyunlar bağırmaya başladı.
Dur Ali! Yoğurdu taş gibi tuttu cesurun. Ne diye kesersin boğazını?
‘Ben size yoğurdu taş gibi tutanı kesmem demedim ki, yoğurdu tutmayanı keserim dedim. Ne ahmak koyunlarsınız. Hiçbir şeyden anlamazsınız.!’
Gitti Cesurun boğazı tek seferde. Amma sıçradı kanlar bütün koyunların üzerine.
Mangal tüterken ahıra geçti koyunlar. Ağlamaya da epey korktular. Ya çoban Ali ağlayanı da keserse?
Günler böyle geçerken bir sabah Ali koyunları otlatmaya götürmek için ağıla gittiğinde onları yerlerinde bulamadı! Koca sürü, gözden kaybolmuştu.
Panik içinde çevreye baktığında bir taşın üzerine bırakılmış bir not gördü:
‘Sindirirken Ali, tazecik cesurun etini.
Anladı koyunlar başlarına geleni.
Belki yarın yine yoğurt çeker Ali’nin bedeni.
Amma verecek ne süt kaldı ne de cesur un yemi.’










































