Gazetecilik mesleği uzun zamandır kurumların soğuk dilinden çıktı; sokaklara, kahve köşelerine, cep ekranlarına indi. Bu dönüşümün olumlu yanları var elbet: haber daha hızlı, ses daha çok kişiye ulaşıyor.
Fakat hız ve erişim, mesleğin kökünü —ayrıştırma, denetleme, açıklama işlevini— erozyona uğratırken, yeni bir sorun ortaya çıktı: neyin haber, neyin fikir olduğu belirsizleşti; gazeteci artık sadece haber aktaran değil, aynı zamanda markalaşmış bir etki aracına dönüştü.
Eskiden gazetecinin fikrini beyan ettiği yer belliydi: köşe yazısı. Okur da hangi metnin haber, hangi metnin yorum olduğunu kolayca ayırırdı. Bugün ise aynı ekran üzerinden akan içeriklerde haberle yorum, bilgiyle yönlendirme birbirine karıştı. Bir olayın tarafsız aktarımı ile o olaya ilişkin fikir provokasyonu arasındaki sınır neredeyse silindi.
Sonuç mu? Kamuoyu bilgilendirilmiyor; yönlendiriliyor.
Elbette dijital çağın getirdiği ekonomi modeli bunda başrolü oynuyor.
Etkileşim, beğeni, paylaşım…
Bu metrikler gazeteciliğin içeriğini belirleyen yeni patronlar haline geldi. “İsim-soyisim” markalaşması ile gazeteci, bir haberden çok kendi takipçi kitlesine hitap eden bir içerik üreticisine dönüştü. Tarafsız kalmak eleştiri alıyor; taraf olmak ise sadakat sağlıyor. Tarafsız olanlar “yandaş” ya da “fondaş” damgası yerken, taraf olanlar ise duygusal sermaye biriktiriyor.
Bu, mesleğin etik kodlarını aşındıran bir simülasyon.
Yerelde durum daha da karmaşık. Küçük kentlerde medya ekosistemi sınırlı; reklam gelirleri, nüfusa bağlı beklentiler ve kimi zaman yerel güç odaklarıyla yakın ilişkiler, haberciliğin bağımsızlığını daha da zorlaştırıyor. Bir haberin doğrulanması değil, kiminin yüzü karalanıp kiminin kutsanacağı belirleniyor.
Halkın haber alma hakkı zedeleniyor; toplumsal tartışma alanı daralıyor.
Gazetecilik, kamuoyunu yönlendirme gücünü taşıyan bir meslek. Bu güç, eğer etik zemin üzerinde kullanılmazsa kamusal hayatı biçimlendiren çarpık bir mekanizmaya dönüşür. Okur-izleyici neyin haber, neyin fikir olduğunu ayırt edebilmeli; gazeteci ise mesleğinin temel işlevini —doğruyu araştırıp bildirme sorumluluğunu— unutmadığını göstermeli.
Mesela bu yazıyı buraya kadar okuduysanız bu yazının benim yani Hatay Güney Gazetesi İmtiyaz Sahibi Abdo Uçucu’nun köşe yazısı olduğunu unutmayın.
Bu yazı benim fikirlerimi aktarıyor. Ancak bir haber değil.
Gazetecilik mesleğinin bir dalı..
Bu bir köşe yazısı…
Bugün geldiğimiz noktada maalesef gazetecilik mesleği şahısların kurumsal kimlik önüne geçme çabasıyla zedelenmiş durumda. Olayı kamuoyuna anlatmanın ötesine geçilmiş, olaya taraf olunarak anlatılmaktadır.
Üstelik bu görünür olma mecburiyetinin yarattığı çaba, meslek içerisinde yıllardır süregelen gazetecilik etik kurallarını sakız gibi çiğneme mecburiyetini de maalesef doğurmuştur.
Gazetecilik tıpkı öğretmenlik mesleği gibidir. Öğretmenlik genel bir meslek tanımıdır ve farklı farklı branşlara ayrılır. Gazetecilik de öyledir. Muhabir, kameraman, köşe yazarı, ombudsman vb branşlara da ayrılmaktadır.
Ancak bunu bilmeden, gazetecilik etiğini gözetmeden bu mesleği icra edenler, bugün kazandıkları etkileşim ve tarafgirli, partizanlı pohpohlamaların da kurbanı olacaklardır.
Güçlü bir meslek için güçlü bir meslek örgütü şarttır…