Son zamanlarda Hatay’ın Dörtyol ve Erzin ilçelerinin Osmaniye’ye bağlanması yönünde dillendirilen fikirler, sosyal medyada hararetli tartışmalara neden oldu. Osmaniye Belediye Başkanı’nın paylaştığı temsili harita ile başlayan bu çıkış, bir anda Hataylıları ayağa kaldırdı. Çünkü mesele sadece bir il sınırı değişikliği değil; kimliğe, hafızaya, yerel aidiyete uzanan derin bir mevzuydu.
Peki bu tartışmaların bir temeli var mı? Dörtyol ve Erzin gerçekten Osmaniye’nin “doğal parçaları” mı? Gelin bu sorunun cevabını tarih, coğrafya ve kültür eşliğinde birlikte arayalım.
Kökler Aynı Suda Büyüse de Her Dal Kendi Güneşini Arar
Coğrafi olarak bakıldığında Dörtyol ve Erzin, Osmaniye ile iç içe duran iki kardeş gibidir. Amanos Dağları’nın iki yakasında kurulmuş bu yerleşimler, elbette yüzyıllardır yollarını, suyunu, pazarını paylaşmıştır. Osmanlı döneminde Cebel-i Bereket Sancağı’na bağlı olan bu ilçeler, bir zamanlar aynı idari yapı içinde anılmışlardır. Bu da kültürel etkileşim, akrabalık bağları ve ekonomik alışverişin temellerini atmıştır.
Ancak bu tabloyu sadece “idari birliktelik” olarak okumak eksik olur. Zira Cumhuriyet döneminde yaşanan gelişmelerle bu toprakların kaderleri farklı yönlere evrilmiştir. 1939’da Hatay’ın Türkiye’ye katılmasıyla Dörtyol ve Erzin, Hatay’ın parçası olmuş; Osmaniye ise 1996 yılında il olabilmiştir. Yani neredeyse bir asırdır bu ilçeler Hatay kimliği ile bütünleşmiş, toplumsal belleğini bu coğrafyada inşa etmiştir.
Tarih, Sadece Harita Değil, Hafızadır
Bu coğrafyada yaşamak, haritada bir sınırın içinde bulunmaktan ibaret değildir. Dörtyol, İstiklal Savaşı’nda Fransız işgaline karşı direnişin simgesidir. 19 Aralık 1918’de ilk kurşunun atıldığı yer olarak tarihe geçmiştir. Erzin, narenciyesiyle, bereketli ovasıyla Hatay’ın tarımsal kalbidir. Bu iki ilçenin tarihi, sadece Osmaniye ile değil, Antakya’yla, Kırıkhan’la, Yayladağı’yla, Lazkiye’yle örülüdür.
Dolayısıyla “bize daha yakınlar” gibi coğrafi yakınlık üzerinden yapılan tartışmalar, bu tarihsel derinliği ve halkın ruhundaki aidiyeti görmezden gelmektedir.
Kimlik İnşa Edilmez, Yaşanır
Elbette Osmaniye de bu bölgenin kadim bir parçasıdır. Paylaşılan kültür, Yörük gelenekleri, ortak mutfak ve yayla yolları asla inkâr edilemez. Ancak bu benzerlikler, aidiyetin yerini değiştirmeye gerekçe oluşturmaz. Tersine, bu ortaklıklar bölgesel iş birliği için zengin bir zemin sunar. Sınırların ötesinde kurulacak iş birlikleri, ortak kalkınma ve dayanışma hedefleri, yerel kimlikleri yüceltir.
Bugün Hatay, deprem sonrası yaralarını sarmaya çalışan bir ilken; bu tür yapay gündemlerin halkın iyileşme sürecine zarar verdiği de göz ardı edilmemelidir. Bir ilçe haritayla değil, hafızayla, acısıyla, sevinciyle, mezarıyla ve geleceğe kurduğu hayaliyle bir yere aittir.
Sınır Değil, Köprü
Dörtyol ve Erzin, Osmaniye’ye uzak değil ama Hatay’a ait. Tıpkı Osmaniye’nin Adana’ya yakın ama kendine özgü bir şehir olduğu gibi. Bu bölgeler arasında kurulacak köprüler, sınır çizgileriyle değil; kültürel projelerle, ekonomik ortaklıklarla, doğal afet dayanışmalarıyla güçlenmeli.
Haritaları güncellemek kolaydır. Ama kalpleri, tarihleri, hafızaları silmek mümkün değildir.