Ne siyaseti kardeşim!
Bizi 2 seçenek arasında sıkıştırdılar…
Geçim veya sefalet…
Partisinden bağımsız, siyaset bu ülkede yaşayan herkesi bu 2 seçenek arasına hapsetti..
Ya geçim uğruna birçok şeyi görmezden geleceksin, birilerini pohpohlayacaksın, birilerini övüp yücelteceksin, birilerinin kirli işlerini görmezden geleceksin, birilerini idare edeceksin, birilerinin yalanlarını bildiğin halde dinleyeceksin…
Ya da parasız, faturalarını ödeyemeyen, kirasını ödeyemeyen bundan dolayı da toplum içinde kabul görmeyen acınası sefil bir hayata mahkum olacaksın…
Birileri ceplerini dolduracak, lüks arabalara binecek, lüks mekanlarda eğlenecek, paradan kaynaklı bomboş bir özgüvene sahip olacak, birileri hastalandığında parasını verip özel hastanelerde özel muayene olacak…
Sen sefalete mahkum olacaksın…
Hastalandığında devletin sana verdiği sigorta ile sıralarda rezil olacaksın, dolmuşlarda yüksek ücretler verip sıkış tıkış gideceksin, bir mekana gidemeyeceksin eğlenmek için, çocuklarına bir şeyler alırken bile terleyeceksin…
Birileri vicdansız ve merhamet yoksunu olduğu için zevk i sefa sürecek, sen her gün yastığa kafanı koyduğunda yarın ödeyeceklerini düşüneceksin…
Birilerini gelecek senin oyunu isteyecek, partiye katılmanı isteyecek, kimi sana demokrasi diyecek, kimi din diyecek, kimi vatan diyecek…
Demokrasi diyenin, kendi içinde bir koltuk için birbirini yediğini göreceksin,
Din diyenin malına mal, mülküne mülk kattığını göreceksin,
Vatan diyenin, zamanında seni onlar terörist, bunlar terörist diye kışkırtıp üzerine saldıkları oluşumlarla barıştığını göreceksin…
Sen geçim uğruna ordan buraya savrulup dururken, onlar yine zevk-i sefa içinde yaşamaya devam edecek…
Senin çocuğun üniversiteyi bitirip asgari ücretle bir işe girdiğinde bilgisayar bile alamayacak, ev alamayacak, araba almayacak…
Ne zamana kadar?
Ta ki geçim uğruna bir tarafa katılana kadar…
Ta ki bir tarafı pohpohlayıp, alkışlayıp peşinde insan onuruna yakışmayan şekilde gezmeye başlayana kadar…
Onlar senin çocuğunu kervanlarının en arka sırasına kattıkça daha da zenginleşecekler ve onlar zevk-i sefa içinde yaşamaya devam edecekler…
Sen üniversiteden mezun olacaksın sadece kiranı ve faturalarını ödemeye yarayan asgari ücreti kazanmak için canı, kültürü, aklı ve zihniyeti beş kuruş etmeyen insanlara eyvallah etmek zorunda kalacaksın…
Sen hakkını isterken, onlar sana lütuf gibi verecek…
Sen hiçbir zaman bağımsız bir birey olamayacaksın çünkü seni hep bağlı tutabilmek için para ile terbiye etmeye çalışacaklar…
Terbiye olma!
Hangi ideoloji olursa olsun, hangi parti olursa olsun, onlar seni kullanmaya çalışacak, senin dengeni bozacak, zamanla arzu ettiğin, hayalini kurduğun ne varsa her şeyden tek tek vazgeçeceksin…
Çünkü burada mesele siyasi ideoloji değil, burada mesele namuslu ile namussuz olma durumu…
Bildiğin yalanları anlatacaklar sana, dinleyeceksin, dinleyeceksin, dinleyeceksin….
Sözde paranın getirdiği aşağılık kompleksi ile dolu içi boş özgüven patlamalarına her gün maruz kalacaksın, emek verdiğin, uğruna zamanını, yıllarını ve zihnini yorduğun hiçbir şeyi önemsemeyecekler ve onlar önemsemedikçe sen öfkeleneceksin…
Sen öfkelendikçe kız arkadaşınla kavga edeceksin, eşinle kavga edeceksin, ailenle tartışacaksın, çocuklarına bağırıp çağıracaksın…
Hayatın hep öfke ve kavgalarla dolup taşacak…
Onlar ise sosyal medyadan sürdükleri zevk-i sefa hayatları paylaşacaklar…
Sözde zevk-i sefa….
Sen akp’li, mhp’li, chp’li, komünist, sosyalist, milliyetçi, ulusalcı, liberal tırı vırı bir sürü kavram ile ayrışırken, onların aslında hiç de öyle ayrışmadığını aksine çok güzel ticari işbirlikleri yaptıklarını göreceksin…
Sen de öyle olacaksın. İnandığın değerleri, onurunu ve haysiyetini bir kenara bırakıp sen de onlar gibi olmak isteyeceksin çünkü öyle geçinebileceğini tokmakla kafana vura vura, göstere göstere öğretecekler sana…
Ancak sen başaramayacaksın…
Onuru ve haysiyeti ilmek ilmek işleyen biri için bunun pek makul bir yol olmayacağını yolun bir kısmını yürüdükten sonra göreceksin…
Sonra yoldan çıkmak isteyeceksin bu seferde seni başarısız bir insan olarak damgalayacaklar o 2-3 cümleyi bir araya getiremeyip günde 100 kelime ile hayatını sürdürmeye çalışan homosapiensler…
Sen daha da yıpranacaksın..
Yıpranacaksın…
Bu döngü hep böyle gidecek…
Tek bir kırılma noktası var bu döngünün…
Çocuğunun gözüne daha onurlu bakmak istiyorsan, eşine huzurla sarılmak istiyorsan, kız arkadaşına tüm içtenliğinle görünmek istiyorsan, ailenin karşısına tüm onurunla dik çıkmak istiyorsan bunun tek bir yolu var;
İşini iyi yapıyorsan, yaptığını düşünüyorsan, seninle aynı düşünceye sahip insanları arayacak, onlarla işbirliği yapacak ve o sahte, sirk gibi yalan dolan hayatları sana konfor diye itelemeye çalışan homosapiensleri alkışlamayacaksın…
Onlar racon ve metafor cümlelerini sosyal medyada şov yapmak için yazmaktan çekinmeyecekler ancak hayatlarında çeliştiklerini göreceksin…
Gördüklerine inan…
Madem batacağız, madem hayatlarımız bu insanların onursuzca, haysiyetsizce yaptıkları gibi konfor içinde olmayacak, o vakit kimse huzur bulmamalı…
Alkışlayanı olmazsa hiçbir sihirbaz sahneye çıkmaz…
Alkışlama…
Onurunu ve haysiyetini koru, değer yargılarını hisset, bilgini, becerini, tecrübeni ve kültürel kapasiteni senin gibi olan insanlarla paylaşmak için kullan, böyle insanları ara…
Daha az kazan, daha öz ol…
Yani aslında sonuç olarak Sezai Karakoç’un da dediği gibi;
‘’Seni yok sayacaklar, sen daha çok var olacaksın…’’
Vesselam…