Bir millet vardır ki, tarihi yalnızca kitaplarda değil, gökyüzünde dalgalanan bayrağında, yüreklerde yankılanan marşlarında ve toprağın her karışında yatan şehitlerinde yazılıdır. O millet Türk milletidir.
Bizim bayrağımız gökten düşmedi. Her dalgalandığında bir asker gözlerini kapatıp “Vatan sağ olsun” dedi. Analar bağrına taş bastı, Babalar bir oğlum daha olsa “Vatana feda olsun” dedi, Gelinlerin elleri kınalı, bebeleri yetim kaldı. “Bak orda yatan benim babam” dedi çocuklar belki övünerek babasının şehadetiyle ama körpe yüreğinde babasının hasretinin nasıl acıyacağını henüz bilmeyerek. O şanlı bayrağın her rüzgârda göğe uzanışı bir anadır, bir babadır, bir sevgilidir; oğlunu uğurlarken içinde yanıp da dışına akıtamadığı gözyaşıdır. O bayrak, sadece bir sembol değildir. O, bu milletin yüreğinde taşıdığı hürriyetin rengidir, bağımsızlığın nişanıdır.
Bir milletin ruhu, neyle ayağa kalktığıyla ölçülür. Bizim ruhumuz İstiklal Marşı ile ayağa kalkar. Daha ilk mısrasında kalbimiz titrer: “Korkma!” der, çünkü biliriz ki bu millet hiçbir zaman korkuyla eğilmedi. “Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak…” derken, her evde hâlâ bir vatan nöbeti tutulur, her çocuk bir gün bu millet için can vermeye hazır büyür.
Türk milleti için savaş, sadece silahla değil; imanla, azimle, inançla yapılan bir var oluş mücadelesidir. Bu Millet için Savaşa gitmek düğüne gitmekti. Çanakkale’de susuz kalan asker, cebindeki son kurşunla değil, Allah’a olan teslimiyetiyle düşmana karşı durdu. Sakarya’da yorulan bedenleri, vatan aşkı taşırdı cepheden cepheye. O yüzden bizim zaferlerimiz yalnızca toprak kazanmak değil, insanlığın onurunu korumaktır.
Kimi zaman bir dağın yamacında, kimi zaman bir ocağın başında yazıldı destanlarımız. Her biri bayrağın altında, marşlarla taçlandı. Bir millet düşünün ki, çocuklarına ninnilerle değil; “Ya istiklal ya ölüm” sözleriyle büyümeyi öğretmiş. İşte biz buyuz.
Zafer… Bizim için sadece bir sonuç değil, bir duruştur. Türk’ün alnındaki terin, yüreğindeki sevdanın, gözlerindeki cesaretin adı olmuştur zafer. Ve her zaferin arkasında isimsiz kahramanlar, toprağa gömülü dualar, göğe yükselen marşlar vardır.
Bugün bir İstiklal Marşı duyduğumuzda neden gözlerimiz dolar sanıyorsunuz? Çünkü o marş, bu milletin yüzyıllık uyanışının, direnişinin ve yeniden doğuşunun sesidir. O marş, bayrağa bakarken içimizde yükselen sonsuz minnetin, sonsuz sadakatin yankısıdır.
Ve her bayram sabahı, her milli günde, her tören alanında kalbimiz neden göğsümüze sığmaz? Çünkü o anda Çanakkale’de düşen yiğitlerin, Dumlupınar’da at süren süvarilerin, Kocatepe’de sabaha kadar gözünü kırpmayan kumandanların hatırası çöker yüreğimize. Çünkü o anda sadece biz değil; tarih bizimle yürür.
Türk olmak, bayrak için ölümü göze almak, marşla ayağa kalkmak, savaşı kutsal bilmek değil; barış içinde yaşarken bile zaferle yoğrulmuş bir tarihin mirasçısı olduğunu unutmamaktır.
Bugün bile 5 şehidin Şehadete erdiği haberleri dağladı yüreklerimizi, Bu Vatan, bu Bayrak, bu Millet uğruna, Türk ulusu adına, Türk ulusu aşkına…
Unutmamalıyız:
Biz bu bayrağı gökten indirmedik, biz bu marşı sus diye yazmadık, biz bu vatanı savaşsız almadık.
O yüzden sonsuza kadar dalgalansın ay yıldız. Sonsuza kadar çalınsın İstiklal Marşı. Sonsuza kadar yaşasın Türk milleti.
Sosyal Medyada başlatılan bir harekat var adı Türk harekatı, Türkiyeli değil TÜRK.
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!