Nezihe Araz’ın Dünya Yayıncılık tarafından yayımlanan “Mustafa Kemal’le 1000 Gün” Kitabı’nda, Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım ile Büyük Taarruz öncesi vedalaşması şöyle anlatılır:
“Zübeyde Hanım, Çankaya’daki bağ evinin kendine ayrılan odasında pencerenin önünde oturmuş, başında beyaz örtüsü, telli gözlükleri, elinde küçük bir En’am Kuran okuyordu. Kapı vuruldu, ama cevap beklemeden hemen açıldı ve Mustafa Kemal içeri girdi. Keyifli, hayat dolu, şakacı, muzip:
Anacığım girebilir miyim?
Yerinden kalkmaya çabalayan Zübeyde Hanım önce kaşlarını çatarak:
Girdin zaten, dedi sonra ekledi. Gel a be çocuk! Gün doğumundan beri beklerim gelesin. Beklerim gelesin. Mustafa Kemal, elini annesinin omuzuna sıcak bir sevgi ve saygıyla attı, öbür eliyle annesinin elini öptü ve başına koydu:
Estağfurullah anne lütfen rahatsız olma. Ben oturmayacağım. Dışarıda arkadaşlar var. Müsaadenle seni görüp sonra hemen onlarla birlikte çıkmam lazım, bazı işlerimiz…
Zübeyde anne oğlunun yanağını okşayarak sordu:
Nereye gidersin böyle akşam akşam? Dur durak yok mu benim Mustafa’ma?
Bir çay davetine gidiyoruz. Uzarsa, geç kalabilirim gece belki de gelmem. Sakın beni merak etme. Vakitlice yat olur mu?
Hayra git çakırım!
Zübeyde Hanım oğlunu inci ince süzüyor, bu laflara inanmadığını da belli ediyor:
Çay davetine öyle mi? Bu üniformayla mı? Bu çizmelerle mi oğlum?
Çaresiz kalan başkumandan yalnızca:
Anne dedi. Anne!
Bu çay ziyareti değil Mustafa’m!
Anne lütfen! Müsaadenle. Arkadaşları bekletmeyeyim. Allah’a emanet ol canım. Bir emrin var mıydı?
Yok Mustafa’m. Çakırım! Hayra karşı git… Allah’a emanet ol. Ne diyeyim?
Mustafa Kemal odadan çıkınca Zübeyde Hanım ağlamaya başladı. Oğlu çay davetine filan gitmiyordu. Ama her zaman olduğu gibi bu sefer de nereye gittiğini söylemek istememişti. (…)
‘Nereye gittiğini bilir’
Mustafa Kemal’in emir eri Ali Çavuş içeri girdi:
Beni emretmişsin anne?
Oğlum nerde Ali? Mustafa’m nereye gider?
Ali başını önüne eğmişti:
Çaya gitti anne. Çay davetine. Sana da öyle dedi ya.
Adi! A be ben bilmez miyim nereye gitmiştir oğlum. Ana’yım ben! Cepheye gitti. Yüreğim öyle der. Ama o istemez hiç kimse bilsin nereye gittiğini. İşte yazdığım bir mektup bunun için Mustafa’ma.
Ali şaşkın şaşkın:
Yazdın mı, diye sorarken, Zübeyde Hanım gözlüğünü düzeltti ve yazdıklarını okumaya başladı:
Mustafa’m bilirim gelmeyeceksin. Çay davetine gidiyorum dedin. Ama molla annen nereye gittiğini bilir. Sen cepheye gidersin. Benim yüreğim bunu bilir. Senin için dua ediyorum bilesin. Bil!
Ve de Mustafa’m, zaferi ele almadan dönme.
Ben, seni beklemeyi bilirim.
Ali al bu mektubu yetiştir ona. Neredeyse bul. Bul onu anladın mı? (…)
‘Anamın hayır duası cebimde’
Mustafa Kemal kalpağı elinde Ali Çavuş’un ona ulaştırabildiği anasının mektubunu bir kez daha okuyup cebine yerleştirdi, sonra kalpağını başına giydi. İki elini yanındaki genç yaveri Salih’in omuzlarına koyarak:
Ne oldu dedi sus pus oldunuz? Merak etmeyin çocuklar, cebimde anamın hayır duası var. Artık size sırrımı açabilirim. Şimdi buradan doğru cepheye gidiyoruz. Taarruzu başlatacağız! Önce Tuz Gölü üzerinden Konya’ya, oradan da doğru cepheye! Konya’da yapılacak önemli bir işimiz var. Ayın yirmisinde de yine Akşehir’de olmamız lazım.
İlk tepki seryaver Salih’ten geliyordu:
Olamaz!
Neden arkadaş karar saati geldi.
Ama Paşam ya başaramazsak?
Ne demek istiyorsun sen? İşte sana söz: Taarruz başladıktan tam on beş gün sonra Yunanlıları denize dökmüş olacağız. Hâlâ ürküyor musun? (…)
‘Anam dua et!’
Kocatepe’de gün doğuyor. Sonsuz bir sessizlik ve bekleyiş. Mustafa Kemal, bir taşın üstünde oturuyor. Arkasında ayakta Kolordu Kumandanı Bekir Sami, Fevzi ve İsmet paşalar. Mustafa Kemal konuşmuyor düşünüyor. Birden gökleri yaran, sessizliği paramparça eden topçu barajı ateşi başladı. Sanki yer yerinden oynuyor. Kocatepe ara sıra ışığa boğuluyor bir amfiteatr gibi görünüyordu. Mustafa Kemal, ayağa kalktı. Dediklerini hiç kimse işitmiyormuş gibi seslendi:
Rabbim! Yunanlıların kazandığını gösterme bana! Onlar kazanacaksa gök kubbe başıma yıkılsın, daha iyi.
Anam!
Bize dua et!”
Bu satırlar, Mustafa Kemal’in içsel mücadelesini ve vatanı için duyduğu derin sorumluluğu yansıtırken, Zübeyde Hanım’ın ona olan derin sevgisi ve duaları, yalnızca bir annenin kalbinden fışkıran bir umut değil, aynı zamanda bir ulusun kaderini değiştiren bir güçtür.
Zübeyde Hanım, oğlu için duyduğu endişe ve sevgiyle, savaşın en karanlık anlarında bile ışık olmayı başarmıştır. Her anne, evladının geleceği için verdiği mücadelede, bir ulusun kaderini şekillendirecek güce sahiptir.
Kaynakça
Araz, N. (2017). Mustafa Kemal’le 1000 Gün. Dünya Yayıncılık.