Sevdiklerimiz olmadan geçirdiğimiz üçüncü Kurban Bayramı yaklaşırken, aklımızda anılar, kalbimizde eksiklerin dokunulmamış acısı var.
Bir zamanlar sesleriyle şenlenen evler, artık sessizliğin en derin tonunu taşıyor.
Yüzlerini unutmadık elbette…
Ama o neşeli tebessümler artık sadece gözümüzün önünde, ellerimizin ulaşamayacağı yerde asılı duruyor.
Çok değil, üç yıl önce…
Bayram sabahlarının o güzel telaşı, kurban etiyle yapılan kahvaltı hazırlıkları, yorgun ama mutlu yüzler, “aman aman sıcak sıcağa gelin de yiyelim” diyen sesler…
Hepsi sanki bir rüyaya dönüşmüş gibi.
O günlerin alışıldık sesleri yerini şimdi sessizliğe bıraktı.
Birkaç eksik var sofrada.
Birçok sandalye hep boş.
Birçok dua hep eksik.
Bin şükürle kesilen kurbanların ardından edilen duaların yerini, şimdi koca bir “keşke” aldı:
Keşke bir kez daha görebilseydik onları…
Keşke bayram sabahı mezar başında değil de, aynı evde, aynı sofra etrafında olsaydık…
Bu şehirde, bayramlar evde kutlanmıyor artık…
Bayramlarımız bir mezar taşının başında sessizce kutlanıyor.
Öpülecek eller yok, dualar ise dudaklardan değil kalpten taşıyor.
Ve işte tam da burada başlıyor kalbimizdeki İsmail’le yüzleşme.
Her Kurban Bayramı bize sadece bir hayvanın kesilmesini değil, bazen içimizde tutunduğumuz, vazgeçemediğimiz bir şeyi bırakmayı da hatırlatır.
Hz. İbrahim’in en kıymetlisine bakıp da, “Teslimim” diyebilişi, bize sorar:
Sen hâlâ neye tutunuyorsun?
Neyi kurban etmeye cesaretin yok?
Kimin boşluğunda donup kalıyorsun?
Belki suçluluğu…
Belki artık yaşanmayan ama zihninden çıkmayan bir anıyı…
Belki de kendini cezalandırma hâlini, “ben yaşadım ama onlar…” diye başlayan iç konuşmaları…
Bu yıl da kurbanlar kesilecek.
Dualar okunacak.
Ama bazı kurbanlar, dışarıda değil içeride olacak.
Korkularımız, suçluluklarımız, geçmişe sarılma hâlimiz, kendimize iyi gelmeyen alışkanlıklarımız…
Onları sessizce bırakabilir miyiz bu bayram?
Tıpkı bir mezar taşına dokunur gibi içten ve usulca…
Çünkü bazı vedalar yüksek sesle değil, sessizce, içimizde büyür.
Ve en derin kurban, bir hissin yükünden özgürleşmektir belki de.
Bu bayram, mezar başında sessizce edilen bir dua gibi, kendi içimizde de bir yerleri onarma zamanı.
Eksiklerle tam olmayı öğrenme zamanı.
Kayıplarımızla birlikte yaşamayı ama kendimizi de kaybetmemeyi hatırlama zamanı.
Hayatın içinde bıraktığımız “İsmail”lerimizi huzurla teslim edebildiğimiz, yeni başlangıçlara yürekten açıldığımız bir bayram olsun.
Ve bu bayram da gözüm sizi arıyor…
Sofrada, duada, mezar taşında, kalbimin en kırılgan yerinde.
Her şey eksik ama sevgi hâlâ yerli yerinde.
Ve ben, yine oradasınız diye sessizce ellerinizden öpüyorum…
Kurban Bayramınız anlamla, sabırla ve umutla dolu olsun.
Sibel-Kemal Yüncüoğlu’na ithafen…
Sonsuz sevgi ve saygıyla….
Anonim
Haziran 2, 2025 at 6:49 pm
çok güzel bir yazı. yüreğinize sağlık