Fahrettin Altun gitti, Burhanettin Duran geldi.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nda yaşanan görev değişikliği, sadece bir isim değişikliği değil; aslında Erdoğan iktidarının kendi içinde yaptığı bir kadro düzenlemesidir.
Fahrettin Altun görevden alındı, yerine Burhanettin Duran atandı. Ancak bu bir tasfiye değil, görev rotasyonu.
Her iki isim de aynı menşeden geliyor: SETA Vakfı. Altun, SETA İstanbul’un başındayken yerini Duran’a bırakmıştı; şimdi Duran da Altun’un yerini aldı. Yani Erdoğan’ın gözünde “güvenli bölge” içindeki yer değişimi bu. Birbirini tanıyan, aynı dili konuşan, aynı ideolojik çerçevede duran iki isim arasında nöbet değişimi yapıldı.
Ama bu görev değişimi, her ne kadar “devamlılık” hissi verse de, bazı işaret fişekleri de yakıyor.
Fahrettin Altun, İletişim Başkanlığı döneminde iktidarın propaganda stratejisinin en sert figürlerinden biri oldu. Kamu yayıncılığına partizan bir misyon yükledi, “milli medya’’ dan söz etti, sosyal medyayı “dezenformasyonla mücadele” adı altında adeta sansür çemberine aldı ki ben dezenformasyonla mücadele kısmına katılıyorum, düşüncelerini aktardığı için baskı görüp tutuklanan insanları dahil etmeden…
Devletin iletişim politikasını devlet ile millet arasında değil, iktidar ile muhalefet arasında bir savaş alanı gibi konumladı.
Yerine gelen Burhanettin Duran ise daha çok dış politika geçmişiyle biliniyor. Akademik titizliği ve diplomatik diliyle Altun’a göre daha sakin bir figür olabilir. Ama bu durum, medyada baskının azalacağı ya da devlet aygıtının daha şeffaflaşacağı anlamına gelmiyor.
Unutmayalım, Duran da SETA’nın o meşhur “gazetecileri fişleyen” raporuna imza atan ekipteydi.
Yani kısa vadede iktidarın medya üzerindeki baskı politikası değişmeyecek. Belki üslupta bir yumuşama, küresel iletişimde daha stratejik bir tonlama görebiliriz.
Ama içerikte bir özgürleşme beklentisi gerçekçi olmaz.
Tabi Fahrettin Altun’un isim olarak yanında konuşlanan medya mensuplarının tavırları değişir mi?
E bilirsiniz bizim ülkemizde herkesin sadece kendisine sadık adamları vardır belki buna benzer ufak şeyler görebiliriz.
Kimbilir…
Bu değişimin hükümet içindeki dengeleri sarstığına dair bir emare yok. Ne Duran yükseldiği için bir fraksiyon kazandı, ne Altun gittiği için bir yapı kaybetti. Erdoğan, yine Erdoğan’a sadık bir ismi, başka bir sadık isimle değiştirdi.
Asıl dikkat çeken hamle ise Altun’un Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’na (TİHEK) başkan olarak atanması. Bu kurum, teoride insan haklarını koruyan bağımsız bir yapıdır. Pratikte ise iktidarın denetiminde.
Altun gibi, muhalif medyaya savaş açmış bir figürün bu kurumun başına geçmesi, ironiyi de beraberinde getiriyor. Hükümetin “insan hakları vizyonu” açısından manidar bir mesaj bu.
Kimi çevreler Altun’un TİHEK’e gönderilmesini “pasif göreve alınmak” olarak yorumladı. Oysa durum o kadar da basit değil. Bu tarz görevler, özellikle Erdoğan rejiminde, bir tür korunmuşluk alanı yaratır. Altun hâlâ sistemin içinde, hâlâ etkin.
Bu değişiklik ne bir kırılma ne de bir reform. Sadece sistem içi yer değişimi. Erdoğan, yine Erdoğan’a benzeyenlerle çalışıyor. Söz değişse de söylem değişmeyecek. Medyada denetim sürecek, eleştirel sesler takip altında kalacak.
Ancak tabi İletişim Başkanlığı’nın medya propaganda yöntemi nasıl olacak bilinmez fakat propaganda anlamında biraz daha dışa dönük bir strateji izleneceği de görülebilir.
Ama yine de şu soruyu sormakta fayda var:
Bir rejim, kendi içinde bile sadece “güvenilir isimleri” döndürüyorsa, bu artık kadro meselesi değil, yönetim tarzının ta kendisidir.
Bakalım görelim neler olacak…