
Size bir masal anlatayım…
Siz seversiniz masalı.. Çocukken de masal dinlemeden uyuyamazdınız, şimdide de masal dinlemeden uyuyamıyorsunuz…
Bir ülkede, herkesin karnını doyuran bir dönerci varmış. Öyle güzel döner yaparmış ki, insanlar sıraya girer, sabırla bekler, sonunda o lezzeti tattıklarında yüzlerinde bir tebessüm belirirmiş. Kimse aklına bile getirmezmiş: “Bu adam çok iyi döner yapıyor, hadi tutuklayalım.” Çünkü herkes bilirmiş ki, işini iyi yapmak suç değildir.
Ama aynı ülkede, başka birileri vardı: Kalemiyle gerçeği yazan, belgeleriyle konuşan, halkın hakkını savunan gazeteciler… Onlar da işlerini en iyi şekilde yapıyorlardı. Fakat bir gün, bu gazetecilerden bazıları — Alican Uludağ ve İsmail Arı — bir sabah evlerinden alınıp götürüldüler.
Peki peki iyi bir dönerci ile iyi bir gazeteci arasındaki benzerlik nedir?
İkisi de işini iyi yaptığı için insanların sağlığı yerinde olur.
Biri insanın biyolojik sağlığını korur, diğeri akıl ve ruh sağlığını korur..
İyi dönercileri tutuklarsan, kötü dönercilerin yaptığı dönerleri yiyen insanların biyolojik ve bir çok sağlık sorunu meydana gelir ve sağlıksız insanlar olur.
İyi gazetecileri tutuklarsan, kötü gazetecilerin anlattıkları ile koca bir toplum zehirlenir, akıl ve ruh sağlığı bozulur insanların…
Bu 2 gazeteci tutuklandı. Sebep?
İşlerini iyi yapmaları.
Gerçeği yazmaları.
Halkın bilmesi gerekeni halka anlatmaları.
Ülkede fısıltılar dolaşmaya başladı: “Adalet var mı?” diye soranlar oldu. Çünkü herkes gördü ki, yaltakçılık yapan, ikircikli davranan, güçlüye yaranan gazeteciler ödüllendiriliyor; gerçeği yazanlar ise cezalandırılıyordu.
İnsanların vicdanı sızladı.
Çünkü biliyorlardı: güçlüye işleyen bir adalet, aslında adalet değildir.
Zaman geçti.
İnsanlar düşündü: “Yanlış bilgiyi yaymak suçsa, sosyal medyada binlerce hesap var, neden onlar değil de belgeleriyle konuşan gazeteciler hedef alınıyor?”
Bu sorunun cevabı yoktu.
Ve herkes biliyordu ki, bu yöntem, bu baskı, bu hapis kılıcı kimseye hayır getirmeyecekti.
İç cepheyi güçlendirmek yerine öfke ve kırgınlık doğuracaktı.
Sonunda şehirde bir ses yükseldi:
“Gazetecilik suç değildir!
Gazeteciler serbest bırakılmalı.
Adalet, güçlüye değil, hakikate işlemeli.
Çünkü bu dünyada hesap vermediğini sanan, öteki dünyada mutlaka hesap verecektir.”
Ve o ses, bir hikâyenin sonunda yankılandı:
Gazeteciliğin üstündeki hapis kılıcı kaldırılmalı…
Çünkü gerçeği yazan kalem, zincire vurulamaz.









































