Hatay, deprem sonrası her alanda toparlanmaya çalışıyor. Sanayide, ticarette, tarımda, yerel yönetimlerde ve hatta kültür-sanat faaliyetlerinde dahi bir hareketlilik gözleniyor.
Ancak ne yazık ki aynı canlılığı basın sektöründe göremiyoruz. Şehir yeniden ayağa kalkmaya çalışırken, basının neredeyse hareketsiz, durağan kalması dikkat çekici bir sorun olarak karşımızda duruyor.
Bu noktada hem medya patronlarına hem de sektörde çalışan meslektaşlarıma bir uyarı yapmak istiyorum:
Dünya hızla değişiyor, iletişim araçları dönüşüyor, insanlar artık sosyal medya hesaplarını gazetelerden daha güvenilir ve itibarlı buluyor. Bu, sadece küçük bir uyarı sinyali değil; mesleğimizin geleceğini doğrudan tehdit eden bir gelişmedir.
Bugün hâlâ konfor alanında kalan, mevcut düzenle yetinen medya sahipleri ve basın çalışanları, unutmamalıdır ki bu konfor uzun sürmeyecek. Çağ ilerledikçe, teknolojik dönüşüm hızlandıkça bu konfor da tükenecek.
Dün nasıl Aydın Doğan gibi bir medya devi, koca bir holdingi bir televizyon kanalı fiyatına elden çıkarmak zorunda kaldıysa; bugün de hiçbir kurumun veya kişinin aynı akıbetten muaf olamayacağını bilmemiz gerekir.
Yakın dönemde Can Holding’in Habertürk, Bloomberg ve Show TV’den çekilmesini hepimiz gördük. Onların hesabı başka olabilir ama bu demek değil ki bu tehlike Hatay’daki basına uğramayacak.
Hatay’da basının en temel sorunlarını üç başlıkta toplamak mümkün: finansal kriz, iş gücü eksikliği ve kimlik karmaşası.
Ekonomik sıkıntılar, mesleğin belini büküyor. Türkiye genelinde gazetecilikten geçinmek zaten zorken, Hatay gibi deprem yaralarını hâlâ sarmaya çalışan bir şehirde durum çok daha ağır. Eski finansal modellerin dijital gazeteciliği beslemediği ortada.
Dijital çağ, yeni gelir yöntemleri ve yaratıcı finans modelleri istiyor. Ancak bu konuda herhangi bir girişim ya da kolektif çaba göremiyoruz.
İkinci büyük problem ise iş gücü. Patronlar istihdam yaratamıyor, gazeteciler de aldıkları ücretle ayakta kalamıyor. İletişim fakültelerinden mezun olan genç, donanımlı insanlar ya işsiz kalıyor ya da başka sektörlere yöneliyor.
Kendi girişimlerini kurmaya çalışanların ise sermayesi ve dayanacak gücü yok. Bu da mesleği giderek zayıflatıyor, sahadan silinmesine yol açıyor.
Üçüncü problem ise kimlik sorunu. Bugün Hatay’da bir gazeteci, en temel bilgiyi dahi kurumların kapılarında defalarca bekleyerek, adeta “takla atarak” almak zorunda kalıyor.
Oysa güçlü bir meslek örgütü, basın kartlarının gerçekten işlevsel olması ve kurumlarla kurulacak sağlıklı protokoller, gazetecilerin sahada çok daha rahat çalışmasını sağlayabilir. Ancak iki ayrı cemiyetin, belirsiz bir yapının ve etkisiz bir temsil gücünün bu sorunlara çözüm üretmesi mümkün görünmüyor.
Diğer yandan, basın sektöründe çalışan bireylerin sosyal medya bağımlılığı da ayrı bir tehlike. Bugün alınan beğeniler, yapılan yorumlar, anlık etkileşimler gazeteciliğin karşılığıymış gibi algılanıyor. Oysa bu sahte bir başarı yanılsamasıdır.
Gazetecilik, kalıcı etkiler bırakabilen, kamu yararını gözeten ve hakikati ortaya koyan bir meslektir. Eğer bir araya gelmez, ortak finansal ve mesleki çözümler üretmezsek, herkes kendi küçük bataklığında “manşetler” eşliğinde kaybolacak.
Unutmayalım ki bu söylediklerim siyasetten bağımsızdır. Gazetecilik mesleğinin sorunları, herhangi bir parti ya da ideolojinin ötesindedir. Tek kriterimiz “mesleki kaygımız” olmalı. Mesleğimizi savunmak, hak ettiği itibarı yeniden kazanmak için bir araya gelmek zorundayız.
Hatay’ın yeniden güçlenmesi ve kalkınması isteniyorsa, bunun en önemli ayaklarından biri basın sektörüdür. Çünkü basın; halkın sesi, hakikatin aynası ve kentin hafızasıdır. Eğer basını görmezden gelirsek, Hatay’ın kalkınma yolculuğu eksik kalacaktır.
Şimdi, harekete geçme zamanı.