
Sevgili okur, Son on yılın evlenme ve boşanma istatistiklerine bakınca, aslında hepimizin hayatına dokunan bir hikâyeyi görüyoruz. Belki siz de çevrenizde fark etmişsinizdir: düğünler hâlâ kalabalık, salonlar hâlâ dolu. Ama aynı zamanda boşanma davaları da artıyor, mahkeme koridorları sessizce kalabalıklaşıyor.
2016’da yaklaşık 595 bin çift evlenmişti. Aradan geçen yıllarda bu sayı biraz düştü, biraz yükseldi. Pandemiyle birlikte 2020’de düğünler ertelendi, nikâh masaları boş kaldı. 2025’e geldiğimizde evlenen çift sayısı 552 bin civarında. Yani nikâh masasına oturanların sayısı, on yıl öncesine göre daha az.
Boşanma tarafında ise tablo farklı. 2016’da 126 bin olan boşanma sayısı, 2025’te 193 bine çıktı. Kaba boşanma hızı binde 1,6’dan 2,3’e yükseldi. Bu artış, sadece rakamların değil, yaşamlarımızın da değiştiğini gösteriyor.
| Yıl | Evlenen Çift Sayısı | Kaba Evlenme Hızı (binde) | Boşanan Çift Sayısı | Kaba Boşanma Hızı (binde) |
|---|---|---|---|---|
| 2016 | 594.493 | 7,5 | 126.164 | 1,6 |
| 2017 | 569.459 | 7,1 | 128.411 | 1,6 |
| 2018 | 554.389 | 6,8 | 142.448 | 1,7 |
| 2019 | 541.424 | 6,6 | 155.047 | 1,8 |
| 2020 | 487.270 | 5,8 | 136.570 | 1,6 |
| 2021 | 561.710 | 6,7 | 174.085 | 2,1 |
| 2022 | 574.358 | 6,8 | 180.954 | 2,1 |
| 2023 | 565.435 | 6,6 | 171.881 | 2,0 |
| 2024 | 569.983 | 6,5 | 188.963 | 2,2 |
| 2025 | 552.237 | 6,4 | 193.793 |
Belki siz de çevrenizde görüyorsunuz: insanlar artık mutsuz evliliklerde “katlanmak” yerine “ayrılmayı” daha doğal bir yol olarak görüyor. Bence de doğru olan mutsuz birliktelikler yerine mutlu bireysellikler ancak bu bağlamda temel soru olarak şu ortaya çıkıyor; ‘’İnsan evlendiğinde neden katlanma seviyesine geliyor veya getiriliyor?’’
Uzmanlar elbet daha detaylı anlatır ancak konuyu sadece tek bir cinsiyete (ki bu kadının bireysel var oluşu ve özgürlüğü üzerine oluyor genelde) veya kişilere hapsetmek fazlasıyla aptallık olur. Bir evliliği kişiler arası tartışma tek başına bitirmeye yetmez…
Ama…
Günde en az 12 saat çalışıp, yükse kira ödeyen, ev alma ihtimali faizli kredilerle bile düşük ihtimal barındıran, işyerinde liyakatsizlerin uyguladıkları mobingler, üstelik tüm bunlar yetmezmiş gibi sürekli sert politik gündemi olan, her gün siyasi bir çatışma yaşanan bir ülkede, kendince gelecek kurgulayan bir insanın sağlıklı bir birey olmasını ve bu bağlamda sağlıklı bir evlilik sürdürebilmesini beklemek, 3 kişinin el ele tutuşup Selena’yı çağırması kadar absürt, Selena’nın gelmesini beklemek kadar ütopik bir beklentidir.
Toplum, siyasilerin üst kademelerde yaptıkları ucuz ideolojilerin sonucunu ve bu ideolojiler doğrultusunda yaşanan krizlerin cefasını çeken bire bir muhatap olan kitledir.
Baskılanan her şeyin dönüp dolaşıp yerini bulması tabiatın doğasında olan bir durumdur. Bugün evlilik denen birleşmeyi ‘’Mutlu olmak’’ ekseninden çıkarıp, toplumsal baskı eksenine, ideolojik saplantı eksenine veya geleneksel bağnazlık eksenine oturttuğunuzda belki bir süre evliliklerin oluşmasını sağlarsınız ama boşanmaların gerçekleşmesinin de önünü açarsınız.
Zaman geçer, her şey dönüşür ve bir süre sonra evlilikler de gerçekleşmemeye başlar… TV dizileri, sosyal medya, politik gündem ve ekonomik koşulları göz önünde bulundurduğunuzda, hiçbir konunun içeriğinde mutlu bir evliliğe dair bir anlatı veya hikaye göremiyorsunuz.
Metal ve rock konserlerini yasakladığınızda, şarkıları yasakladığınızda, insanların özgürlüklerini yasakladığınızda hedeflediğiniz 2 şey vardır; Aile ve düzeni korumak veya Aile ve düzeni bozmak…
E bunca yasağa ve baskıya rağmen hala insanlar boşanıyor ve bu artıyorsa, gençler daha da kötü bir zaman geçiriyorsa ve bu yasakçı politikalar devam ettiriliyorsa geriye tek bir seçenek kalıyor; Aile ve düzeni bozmak..
Denklem bu sonuca çıkıyor…
Umarım değildir…
Dizilerde çarpık ilişkiler, sosyal medyada bireysel var oluş sanılan bireyci tutumlar, ekonomik koşulların getirdiği ağır yükler ve sorumluluklar…
Bu konuların hiç biri bir insana evlenmek için mantıklı bir gerekçe sunmuyor. Dini boyuttan bile baksanız, sürdürülebilir bir çözüm bulamayacağınız ise çok net bir şekilde ortada. Eğer politika, aile yapısını korumaya yönelik bir politika olacaksa, kadını korumanız, kadını birey olarak görmeniz, aile yapısında kadının rolünü erkek ile eşit olarak algılamanız ve kadını metalaştıran her propagandayı kültürel politikalarla engellemeniz ortadan kaldırmanız gerekmektedir.
Kültürel hegemonya ile değil!
Kültürel politikalarda…
Bu ikisi arasında çok ciddi farklar var…
Tabi bu durumları yasaklayarak düzeltebileceğini sanan bir zihniyet var ise bilin ki onlar düzeltmekten ziyade aslında bozmak için çaba sarf ediyordur…
Öte yandan erkeğin üzerindeki toplumsal ve ekonomik baskıyı azaltmanız ise aynı oranda gerçekleşmek zorundadır. Erkek, bu denli ağır ekonomik koşullarda bir aile kurma eğilimi gösteremez ve zaten göstermemelidir ki göstermiyor da… Zira o ailenin bu ekonomik koşullarda sağlıklı bir yapı olabilmesi pek mümkün değildir.
Ama siz diyorsanız, Biz yasaklayarak, ekonomiyi bozarak, baskı yaparak aile yapısını dinimizin gerektirdiği şekilde koruyacağız, rüya görürsünüz.
Veya amacınız zaten bozmaktır…
Atalarımızın dediği gibi; ‘’Götüyle inatlaşan altına yapar…’’
Kadınların ekonomik bağımsızlığı güçlendikçe, genç kuşakların evlilikten beklentileri farklılaştıkça, boşanma kararı daha görünür hale geliyor. Burada kadının ekonomik bağımsızlığına düşman olmaktan ziyade, ekonomik bağımsızlığı sağlayan kadınların aile kurmadaki rolünü anlatmak, kültürel politikalarla teşvik etmek daha makuldür.
Aksi olan düşmanlık ne evlilikleri arttıracaktır, ne boşanmaları azaltacaktır…
Ama bu tabloyu sadece “boşanma oranları arttı” diye okumak eksik olur. Aslında toplum, evlilik kurumunu yeniden tanımlıyor. Evlilik hâlâ güçlü bir norm; düğünler, ailelerin buluşması, toplumsal ritüeller devam ediyor. Ama aynı zamanda bireyler, mutsuz olduklarında ayrılmayı daha doğal bir yol olarak görüyor.
Peki evlenen bireyler neden mutsuz oluyor?
Her mutsuzlukta boşanmak mıdır makul olan?
Bireylerin mutsuzluk diye düşündükleri yanlış zemin üzerinde gerçekleşmiş evlilik sanılan dayatılmış birliktelikler mi?
Bu soruların cevapları fazlasıyla önem arz ediyor…
Bu soruları objektif ve ideolojik saplantılardan bağımsız bir şekilde cevapladığınızda çoğu sorun çözülecektir. Yüzlerce yıllık geleneklerin dönüşmeden, çağın dönüşümünün zıttına devam ettirilmeye çalışılması çok ironik olduğu kadar, fazlasıyla ahmakça bir davranış biçimidir.
Sevgili okur, belki bu değişim bizi korkutuyor. “Aile yapısı bozuluyor” diyenler var. Ama belki de bu dönüşüm, daha sağlıklı ilişkilerin önünü açıyor. Çünkü evlilik, sadece sürdürmek için değil, mutlu olmak için var.










































