Yarın gelecek misafirler için mutfağı toplayıp bulaşık makinesini boşaltırken, sabah her şeyin altüst olduğu bir dünyaya gözlerini açmak… İşte zelzele görmüş hayatların ortak kaderi bu. Depremin yalnızca binaları yıkmadığını, insanın içindeki güven duygusunu da enkaza çevirdiğini en iyi yaşayanlar bilir.
Tekrar tandıra ekmek atarken, kahvelerimizi yudumlarken, komşularla iftar öncesi tabak getir götürü yaparken hangimiz gerçekten yeni hayatına alıştı?
Evler yeniden inşa edilir, sokaklar tekrar düzenlenir ama bazı şeyler bir daha asla eskisi gibi olmaz. O eski sokaktan geçerken insanın içinde bir boşluk hissi belirir, geçmişin izleri gözünün önüne gelir. Aynı mahallede büyüyüp oyun oynadığı komşu çocuklarını hatırlar mesela, şimdi kim bilir nerededirler?
Yasını bile tutamadığımız kayıplar için hanginiz çığlıklar içinde ağlayabildi?
Nereye gidiyorsun diye seslenildiğinde ‘Eve’ diyebilen kaç kişiyiz artık?
Doğması için gün sayılan bebek gibisin Antakya.
Seni çok özledik çok seviyoruz. Şehrin sokakları evimizin odaları olan Antakya.
Bizim! Hepimizin güzel Antekesi..