Türkiye siyasetinde bugün yaşanan tabloyu sadece CHP’nin maruz kaldığı baskılar olarak görmek büyük yanılgı olur. Çünkü iktidarın hedefinde aslında CHP değil, demokrasinin kendisi var. Davalar, soruşturmalar, medya linçleri, tutuklamalar… Bunların hepsi, muhalefetin hareket alanını daraltmaya dönük sistemli bir stratejinin parçaları.
Bir Parti Meselesi Değil, Sistem Meselesi
CHP bugün yalnızca kendi seçmenini değil, aynı zamanda bu ülkede demokrasiye inanan herkesi temsil ediyor. Kadın hareketinden gençliğe, işçiden akademisyene kadar geniş bir kesim, ayakta kalabilmek için CHP’nin varlığına bakıyor. Dolayısıyla CHP’ye yönelik baskılar aslında bir partiyi değil, toplumun demokratik direncini hedef alıyor.
CHP’nin Tarihi Sorumluluğu
Burada asıl kritik nokta şu: CHP, bu yükün sadece kendi omuzlarında olmadığını görmek zorunda. Çünkü bu yük, hepimizin yükü. Ama toplumun yükünü sırtlamak da CHP’nin tarihsel sorumluluğu. CHP’nin iç çekişmelerle oyalanacak zamanı yok. Sokakta, meydanda, işçinin yanında, gençlerin umutlarının peşinde olmak zorunda. Eğer bunu yapamazsa, sadece kendisi değil, bütün toplum kaybeder.
Halkın Örgütlü Gücü
Unutmayalım ki bu ülkenin en büyük gücü hala halk. Kadınların yıllardır bitmeyen mücadelesi, gençlerin cesareti, işçilerin direnci, iktidarın kurmaya çalıştığı tek sesli düzenin önünde duran en sağlam duvar. CHP bu toplumsal enerjiyi arkasına alabilirse, gerçek anlamda bir alternatif olabilir.
Sessiz Kalmanın Bedeli
Bugün CHP’ye yapılanlara sessiz kalmak, yarın kendi özgürlüğümüzün gasp edilmesine sessiz kalmaktır. Çünkü mesele bir partinin varlığı ya da yokluğu değil; bu ülkenin demokratik bir geleceğe sahip olup olmayacağı.
Sonuç
CHP’nin yükü aslında hepimizin yükü. Bu yükün altında CHP tek başına kalırsa, hepimiz kaybederiz. Ama toplum bu yükü omuzlamaya karar verirse, yalnızca CHP değil; bu ülkenin demokratik geleceği kazanır.