Cinsiyetleri, partileri, ideolojileri, mezhepleri, dinleri her şeyi bir kenara bıraktım ve sadece ikiye ayırdım insanları…
Bu ülkede fakir ölür, zengin yaşar. Bunu tartışmanın, “Kim fakir, kim zengin?” diye kılı kırk yarmanın alemi yok. Gerçekler çıplak ve acımasız: Bu topraklar, hep zenginin, ezenin, kibrin ve cehaletin kazandığı bir savaş alanı.
Deprem olur, zengin lüks evinde sağlam kolonlara güvenir, ölmez. Ölmediyse arabasına atlar, tatil beldesine kaçar. Fakirin evi ise bir anda mezar olur. Sağ kaldıysa, sokakta çıplak ayakla komşusuna sığınır. Devletin yardımını bekler: bir konteyner, bir paket makarna, bir battaniye… Umut, fakirin tek sermayesidir.
İstanbul’daki son deprem, Hatay’ın yarasını yeniden kanattı. Yağmur altında battaniyeye sarılanları, bir minibüse 20 kişi tıkışanları, aç ve çaresiz kalmış insanları hatırlattı. Zengin için kaos “fırsat”ken, fakir için katlanarak büyüyen bir çiledir.
Bu ülkede siyasi çevresi olan, her kapıyı açar. Liyakatsizlik hayat kurtarır; dürüstlük ise insanı hayattan eder. İstanbul Belediye Başkanı’nı içeri atmak kolaydır, siyasi hesaplaşma insanın yaşamından daha önemli.
Bu ülkede itiraz edersen fakir kalırsın, itaat edersen zengin olursun.
İtiraz edersen ölürsün, itaat edersen yaşarsın..
Ki itaat edenler içinden de çoğu kişi ölür..
Takdir ilahi derler ona da…
Fakir, fanatik bir parti taraftarı olur, umutla oy verir. Ama kazanan hep koltuk sahipleri olur. Hatay’da da böyle oldu. Deprem sonrası ahlaklı insanlar çıplak kalmaktan korkarken, rantçılar cebini doldurmanın derdine düştü.
Bu ülkede ırk, din, mezhep ölmez. Sadece fakir ölür. Zengin yaşar, büyür, güçlenir. Oy veren fakirleşir, vekil olan zenginleşir. Başkanlar servetlerine servet katar, gariban ise bir sonraki felaketin kurbanı olarak sırasını bekler.
Hey benim saf, gariban insanım! Kula kulluk etmenin sana bir faydası yok. Onurlu duruş, hak arayışı, bilinçli seçimler seni biraz olsun güvende tutabilir. Ama yok… Bu düzen böyle işliyor.
Bu ülkede önce fakir ölür. Sonra insanlık. Geriye ne mi kalır? Bir avuç siyasi hesaplaşma, dipsiz bir hırs ve kibir…
Yeni felaketlerde yine aynı feryatları duyacağız.
Ah güzel ülkem, senin kaderin bu mu?
Veya bu kader mi?
Kimbilir…