Hatay

”Boş Vakit, Boş Söz; Akademide Dedikodunun Anatomisi”

Düşünsenize bilim üretmesi gerekenlerin, eğitim vermesi gerekenlerin salt ve sığ bir şekilde gününü sadece dedikodu ile harcıyor olması ne kadar üzücü bir durum…

Bir süredir üzerine düşündüğüm bir konu vardı…

Özellikle başta üniversiteler olmak üzere kurumlardaki gayri ahlaki dedikodu ağı…

Düşünsenize bilim üretmesi gerekenlerin, eğitim vermesi gerekenlerin salt ve sığ bir şekilde gününü sadece dedikodu ile harcıyor olması ne kadar üzücü bir durum…

Bu konuyu düşünürken dedim ki; ‘’Acaba bu konuyla ilgili yazılmış makaleler var mı?’’

Sonuç itibariyle sadece kendi fikirlerimi beyan etsem, kişisel algılanma ihtimali yüksek olabilir ama bu konu üzerine yazılmış bilimsel makalelerin olması, gözlem ve düşüncelerime destekleyici bir zemin yaratır.

Ve bingooo….

Biraz araştırınca aslında yine akademisyenlerin rahatsız olması üzerine yaptıkları araştırmalara denk geldim.

Ama içinden en ilginci ve bence konuya tam kitabın ortasından giren araştırma, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi’nden Meral Bektaş tarafından yürütülmüş, 16 akademisyenle yapılan görüşmelere dayanan, “Akademide Dedikodu ve Söylenti Ağı Üzerine Nitel Bir Çalışma” isimli makale…

Ne yalan söyleyeyim, tam kitabın ortasından konuşmuş…

Toplam 20 sayfa olan bu çalışmayı zaten bir solukta okudum. Bu dedikodu ağının en temel nedenleri arasında, üretmemek ve boş vakit yer alıyor.

Ama bu henüz başlangıç…

Bir de farklı bir yüzü var ki, genelde en çok dedikodusu yapılan konuların başında, özel yaşantılar ve ahlaki saldırılar geliyor…

Yaklaşık 10 yıldır gazeteciyim ve elbette bizim sektörde de dedikodu var ki neredeyse her kurumda, her sektörde dedikodu vardır ama zaten gazetecilik mesleğinin temel dinamiklerinden biri dedikodu…

Kurumlardaki dedikoduların varlığı başka bir konu başlığıyken, akademideki durum tam anlamıyla ülkenin altına yerleştirilen dinamit görevi görüyor…

Çok gerek var mı bilmiyorum ama tabi ki bilimini üreten, işini yapan, öğrencilerle bir arada olarak gelişen ve geliştiren insanlardan bahsetmiyor bu çalışma…

Ama bir üniversitede özellikle özel hayat ve ahlaki saldırılan üzerine yoğunlaşan dedikodu ağı beni üzmedi desem yalan olur…

Ama üzülmemin önemi, vasatlığın yanında neredeyse hiç ehemmiyet arz etmiyor…

Bir üniversite koridorunu hayal edin. Kapalı kapılar ardında yapılan toplantılar, çay molalarında fısıldaşmalar, kimi zaman da boş vakitlerin doldurulduğu sohbetler…

İşte Meral Bektaş’ın yaptığı araştırma tam da bu atmosferi yakalıyor: Akademide dedikodu ve söylenti ağının nasıl işlediğini, kimleri içine aldığını ve nasıl bir etki yarattığını ortaya koyuyor.

Çalışmada görüşülen 16 akademisyen, dedikodunun üniversite koridorlarında dolaşan görünmez bir ağ gibi olduğunu söylüyor. Bu ağın konuları çok tanıdık: Özel hayatlara dair söylentiler, eş-dost kayırmacılığı, hatta giyim kuşam üzerinden yapılan yorumlar.

Katılımcılar, bu dedikodu ve söylentilerin çoğu zaman motivasyonu düşürdüğünü, enerjiyi ve zamanı boşa harcadığını, huzuru azalttığını dile getiriyor. Bazıları ise daha ileri giderek, kurum kültürünü zedelediğini ve bağlılığı azalttığını vurguluyor.

Öğrencilerin eğitimi ve üniversite deneyimleri açısından olan etkisi ise bence başlı başına bambaşka bir araştırma konusu…

Peki neden bu kadar yaygın?

Araştırmaya göre en önemli sebeplerden biri üretimsizlik. Akademisyenlerden bazıları “boş vakit çok olunca dedikodu artıyor” diyor.

Bunun yanında kıskançlık, iletişim eksikliği, önyargılar ve empati yoksunluğu da bu ağın besleyicileri arasında.

Yani üretim yerine dedikoduya yönelmek, akademik ortamda bir tür kaçış yolu haline geliyor.

Ama işin ilginç yanı dedikodunun sadece zarar vermediği. Katılımcılar, bazen bu gayriresmi iletişim sayesinde sorunların görünür hale geldiğini, bilgi akışının hızlandığını söylüyor. Yine de çoğunluk, dezavantajların avantajlardan ağır bastığını kabul ediyor.

Sonuç olarak bu çalışma, akademide dedikodu ve söylenti ağının kaçınılmaz bir gerçek olduğunu gösteriyor. Ancak görmezden gelmek yerine yönetilmesi gerektiğini vurguluyor.

Şeffaflık, adalet, iletişimin güçlendirilmesi ve iş yükünün dengeli dağıtılması gibi öneriler öne çıkıyor. Çünkü aksi halde, üniversitelerin bilim üretmesi gereken ortamları, sessizce yayılan söylentilerle zayıflıyor.

Ama okuduklarımdan ve biraz da deneyimlerimden yola çıkarak bence, üretimsizliğin bir bedelinin olmayışı da maalesef bu durumu ortaya çıkaran sebeplerden biri olarak görüyorum…

Neyse…

Bu hikâye bize şunu hatırlatıyor:

Akademi, bilimin ve düşüncenin üretildiği yer olmalı. Ama üretim azaldığında, boşluk dedikodu ile doluyor.

Ve bu boşluk, üniversitelerin geleceğini sessizce kemiren bir gölgeye dönüşüyor.

 

KAYNAK

Bektaş, M. (2019). Akademide Dedikodu ve Söylenti Ağı Üzerine Nitel Bir Çalışma. Nitel Sosyal Bilimler, 1(1). https://izlik.org/JA75FC97DW 

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunları da okuyabilirsin

Hatay

Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde yapılan operasyonda uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçundan 10 yıl ve 20 bin lira para cezası ile arandığı...

Türkiye

Araç muayenesi için rekor teklif: Artık TÜVTÜRK yapmayacak! İşte ihaleyi kazanan şirket Araç muayene istasyonlarının özelleştirme ihalesinde 1. bölge için 830 milyon dolar, 2....

Hatay

Hatay’da hisseli taşınmazı olan binlerce kişi için kritik bir dönem başladı. Tapuda hissesi bulunan vatandaşların, ön alım hakkını (şufa) kaybetmemeleri için 90 günlük yasal...

Hatay

Hatay İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD), 7269 sayılı Afet Kanunu’nun 6. maddesine dayanarak yeni konteyner kentlerin kurulabilmesi amacıyla bazı özel mülklere geçici...

Copyright © Tüm hakları saklıdır. Webruw Soft

Exit mobile version