Arkadaşlar merhaba,
Devlet Bahçeli geçtiğimiz günlerde dedi ki:
“Cumhurbaşkanı yardımcılarından biri Alevi, biri Kürt olsun.”
İlk bakışta kulağa hoş geliyor olabilir.
Sanki bu ülke nihayet dışlanan insanlara yer açıyormuş gibi.
Ama bu söz, çok daha derin bir sorunu örtüyor aslında.
Bu anlayış bize şunu gösteriyor:
Türkiye, adım adım Ortadoğu tipi bir siyasal modele sürükleniyor.
Tıpkı Lübnan’da olduğu gibi.
Orada mezhepler, kimlikler ve etnik gruplar arasında bir koltuk pazarlığı yapılıyor.
Ama bu, temsil değil. Bu, krizi kurumsallaştırmak demek.
Bugün Türkiye’de benzer bir dil kuruluyor.
Kürtlerin temsilcisi hala Öcalan gibi gösteriliyor.
Milliyetçilerin temsilcisi MHP.
Muhafazakarların AKP.
Alevilerin temsilcisi mi?
O da devletin kendi eliyle, Kılıçdaroğlu’nu CHP’nin başına koymasıyla mı olacak?
Ama durun, bir şey anlatmak istiyorum size:
Üniversiteden bir arkadaşım var.
Babası Kürt Alevi, annesi Sünni Türk.
Bu çocuğun temsilcisi kim?
Bahçeli’nin önerdiği bu sistem, bu ülkenin çoğul gerçeğine cevap verebilir mi?
Bu çocuk hangi kotaya girecek? Hangi mezhebin, hangi kimliğin kontenjanına yazılacak?
Asıl sorun da burada başlıyor.
“Bir Alevi, bir Kürt olsun” demek zaten ayrımcılığı baştan kabul etmektir.
Birini yalnızca kimliği nedeniyle vitrine koymak, eşitliği sağlamak değil; ayrıştırmayı resmileştirmektir.
Şunu da sormamız lazım:
Bu koltuklar, halkın taleplerini dile getirecek mi?
Yoksa bu sadece sistemin kendini makyajlaması mı?
Çünkü temsil böyle olmaz.
Temsil, koltuk dağıtmak değil, adalet sağlamakla olur.
Devlet, halkın kimliğini temsil edecek insanı da kendi seçmek istiyor.
Sessiz bir Alevi bulursa onu koyuyor.
İtiraz etmeyecek bir Kürt bulursa, “bakın temsil ettik” diyor.
Oysa temsil, sistemin içini boşalttığı sembollerle değil; halkın çıkarlarını savunmakla olur.
Unutmayalım:
Kimlikleri vitrine koyarak değil, ilkeleri merkeze alarak demokrasi kurulur.
Alevilik, bir kişinin kartvizitiyle temsil edilecek kadar basit bir şey değildir.
Tıpkı Kürtlük gibi…
Bu ülkenin ihtiyacı, Kürt’ü de, Alevi’yi de, Sünni’yi de eşit yurttaş olarak gören bir sistemdir.
Ve en önemlisi:
Eğer bu ülkede liyakat esas alınsaydı,
eğer gerçekten demokratik bir düzen kurulabilseydi,
bugün hiçbir Alevi’nin de, hiçbir Kürt’ün de temsil sorunu olmazdı.
Çünkü herkesin yolu, adaletle açılırdı.
Ama şimdi ne yapıyoruz?
Koltuk veriyoruz, temsiliyet sattığımızı sanıyoruz.
Bu, pazarlık. Bu, susturma.
Şunu açıkça söyleyelim:
Bu ülkenin Kürtlere Kürt, Alevilere Alevi değil…
Dürüst, vicdanlı, onurlu insanlara ihtiyacı var.
Yoksa hepimiz bir sabah, Ortadoğu tipi bir düzene uyanırız.
Kimliklerin pazarlık konusu olduğu, eşitliğin tabeladan ibaret kaldığı bir düzene…
Ama Türkiye buna mahkum değil.
(Kapak Görseli: Fayn Press)