Antakya’nın suyundan içen bir daha buradan gidemez demişti biri.
Nitekim nice gelinler, nice damatlar iç güveysi aldı bu şehir.
Gelen gidemedi, gitmedi.
Kuzey Tepesi yedirdi, sümerleri gezdirdi, Serinyol’u okuttu, Harbiye’si serinletti, Samandağ’ı eyledi, Arsuz’u yüzdürdü, Kurtuluş’u aydınlattı bu şehrin insanını.
Saray Caddesi buluşma noktası, Çamlık temiz havasıydı.
Konak sinemasında film izlemeyen sinemaya gitmiş sayılmazdı. Genç kızların en güzel kıyafetleri Meydan Çarşısı gezerken giydirilirdi. Selam vermek bir kültür, Vali Göbeği tavlacıları erkek çocuklarının idolüydü.
Büyük parktaki o geyiğin üstünde fotoğrafı olmayan çocuk mu olurdu?
Buz gibi suyundan kana kana içtik Batıayaz’da…
Bu yüzden mi vazgeçilmez oldu bizde?
Taşı toprağı mı sizce sadece?
Peki ya ruhu?
Bir kere soludun mu bırakıp gidemediğin bu havayı yaratan, barındırdığı toplumların kardeşliği değil miydi?
Gadir-i Hum’u, hırisi’si, Saint Pierre’i, Habib-i neccar’ı..
Kiliseden çıkanın, camiden çıkana selamı, çarşıda bahur kokusu, üst komşunun sahur tıkırtıları, ramazanda Sünni komşusuna iftarda tabak taşıyan Hristiyan ve saymakla bitmeyen nice zenginlikleri bu şehrin bir kaç muhteşem detayı yalnızca…
Şimdi ise yine Alevisi, Sünnisi, Hristiyanı hep birlikte Suriye’deki alevi katliamı için yanıyoruz.
Hiçbir fikrin, ideolojinin masum canlara olan eziyetini kabul etmiyor, bu katliamı kınıyoruz.
Biz ayrım bilmiyor, birlikte yaşamanın, paylaşmanın güzelliklerini yüreğimizde barındırıyoruz.
Bu zulmün bir an önce son bulmasını diliyor, acı ve kederin hiç bir kardeşimize uğramaması için tüm Hatay halkı olarak dua ediyoruz…