Connect with us

Hi, what are you looking for?

Köşe Yazarları

Gazetecilik mi, Halk Kahramanı Yaratma Oyunu mu? ”TELE2 Örneğinde Sektörün İflası”

Bu yazıda bir mahalleden daha dışlanma durumu söz konusu… Tıpkı diğer mahallede yolsuzluk, rüşvet, rant vb hak yemelerden bahsettiğinizde dışlanmanız gibi…

Niye 2 mahalle var anlayabilmiş de değilim ama konumuz bu değil…

Türkiye’de basın sektörü, tıpkı e-devletten çıktısı alınıp tekrar devlete verilen bir belge gibi, anlamsız ve verimsiz bir kısır döngü içinde debeleniyor. Yıllardır bu sektörün içinde canla başla çalışan biri olarak, artık anlatmaktan yoruldum. Anlaşılmak bir yana, anlatacaklarınızın muhatabını bulmak bile giderek zorlaşıyor.

Sorunun temelinde, sektörü ayakta tutacak sistemik ve akılcı destek modellerinin olmayışı yatıyor. Mesela Fransa’da durum farklı işliyor. Devlet, kamu ilanlarını belirli gazetelere vermekle kalmaz, dolaylı ancak çok daha etkili destek mekanizmaları uygular. En dikkat çekici uygulama, gazete bayilerine verilen doğrudan destektir.

Mantık basittir: Bayi kapanırsa, gazetelerin perakende dağıtım kanalı çöker ve bu da tüm sektörü derinden sarsar. Fransız sistemi, geçici ve bireysel yardımlar yerine, dağıtım ağının kendisini güçlendirerek gazeteciliğin yapısal olarak ayakta kalmasını sağlar. (Konuyla ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşılabilir.)

Bu destek örneğinde konu gazete bayilerini desteklemek değil, desteğin sisteme yönelik oluşu…

Üstelik bu destek doğrudan editoryal bağımsızlığa veya gazetelerin haber politikalarına da etki etmez.

Yüzlerce destek ve çözümlerden sadece biri bu…

Ülkemize döndüğümüzde ise tablo içler acısı. Basın adına hareket eden birçok sivil toplum kuruluşu ve meslek örgütünün gündeminde, derinlikten ve vizyondan yoksun bir “dijitalleşme” tartışması var. Onlara göre dijitalleşme, kamu ilanlarının artık yalnızca yazılı basına değil, dijital haber sitelerine de verilmesinden ibaret. Bu, sorunun özünü tamamen ıskalayan, son derece sığ bir çözüm önerisi.

Türkiye’de birçok haber sitesinin henüz net bir yasal/hukuki statüsü yok. Bu durum, bir yandan herkesi “gazeteci” yaparken, diğer yandan meşruiyet sorununu derinleştiriyor. Sektör temsilcileri, “Basın yasası ile siteler yasal zemine kavuşacak” diyor. Peki ya ilan almak istemeyen, yalnızca habercilik yapmak isteyen bağımsız siteler?

Bu soruya cevap yok.

Çünkü bunun üzerine düşünen yok…

“Serbest (Freelance) Gazeteci” kavramı büyük bir alan olarak ortada duruyor. Peki bu gazeteciler nasıl basın kartı alacak? Yanıt, “İletişim Başkanlığı’ndan alacak, sigorta zorunluluğu var” şeklinde. Serbest çalışan bir gazeteciye sigorta şartı getirip, onun için esnek ve sürdürülebilir bir sosyal güvence modeli üretememek, aşılması gereken bir akıl tutulmasıdır.

En büyük çelişki şurada: Kendini muhalif olarak konumlandıran pek çok kurum ve gazeteci, bir yandan hükümetin baskısından şikayet ederken, diğer yandan tüm ekonomik ve yasal çözümlerini yine devletin kurumlarından (Basın İlan Kurumu, İletişim Başkanlığı) bekliyor.

Bu, yıllardır süren trajikomik bir açmaz. Avrupa’da ne BİK benzeri bir kurum vardır, ne de basın kartı devlet başkanlığına bağlı bir kurum tarafından verilir.

Sektördeki bu kısırlık, fikri üretimi de engelliyor. Yeni bir öneri, bir inovasyon fikri getirdiğinizde, ideolojik kalıplarına hapsolmuş ve gençlere pratik alan açmayan “üstatlar”, konuyu hemen başka yerlere çekerek etkisizleştiriyor. Ego tatmini, yenilikçi fikirlere fırsat tanımaktan daha öncelikli hale gelmiş durumda. Bu ortamda genç ve dinamik gazetecileri sektöre kazandırmak neredeyse imkansızlaşıyor.

Neticede herkes şunun farkında; Ülkede ciddi bir siyasi kutuplaşma var ve bir taraf iktidarı destekliyorken, diğer taraf muhalefetin rüzgarını neden arkasına almasın?

Ancak göz önünde bulundurulmayan şey; ”Muhalif” diye tanımlanan, muhalif kitlenin gazını almaya yönelik yapılan gazeteciliğin her geçen gün zemine bir darbe olarak indiği ve yeni nesil gazeteciliğin de genç gazeteci adaylarının da kesinlikle uzak durmak istediği korkunç bir polarizasyon…

Daha da vahimi, bu temsilsizlik ortamında, sosyal medyada siyasi polarizasyondan beslenen, rant ve görünürlük peşindeki yapılar, yaptıklarını “bağımsız gazetecilik” diye pazarlayabiliyor. Sektörün gerçek temsilcileri ise bu furyaya karşı anlamlı bir fikir ve öngörü geliştirmekten aciz.

Bu yorumlarımla beni yandaş gazeteci olarak tanımlamaları da kaçınılmaz olacaktır ama bu yazıda ben iktidarın baskı ve hapisle yıldırma politikalarına veya yandaş gazeteciliğe değinmek istemiyorum…

Bu meslekte dirsek çürütmüş herkes bilir ki, olayın gazetecilikle hep çok az alakası olmuştur. Konu sadece siyasidir…

Bu bağlam bizi ve mesleğimizi uçuruma götürmekten başka bir işe yaramıyor…

Mesela TELE1 örneği… Merdan Yanardağ hukuksuz bir şekilde hapiste ve TELE1’e kayyum atandı. Bu kesinlikle kabul edilebilir bir şey değil… Kanalın çalışanlarından yaklaşık 35 küsur kişi işten çıkarıldı. Daha sonra kanalın yönetimi ve görünürlüğü yüksek olan sunucular istifa edip yeni bir kanal kuracaklarını dile getirdi.

Yeni bir kanal kurdular Youtube’da… Kurdukları yeni kanalın adı; TELE2…

Şaka gibi…

Tam bir fıkra…

TELE2’yi de kapatırlarsa, TELE3’ mü kurulacak?

Peki sorarım; Bu durum bağımsız gazeteciliği yaşatmak mı yoksa elde edilen muhalif polarize rüzgara yaslanmak mı?

Nerede örgütlenme?

Nerede sendikalaşma?

Nerede gazetecilik etiği?

Youtube kanalında TELE2 gibi fıkra bir isimle yayına başlandığında, gazeteciler kendi kanallarının sahibi mi oluyor?

İşsiz kalan diğer emekçiler ne olacak? Onların TV ekranında görünürlüğü yok ve kamera arkasında iş yapıyorlar diye işsiz mi kalmaya mahkum olacaklar?

Öte yandan Youtube da sadece ‘’siyasi düzlem’’ üzerinde gazetecilik yapabiliyor olmak, gazeteciliği bağımsız ve özgür kılıyor mu?

Bu tartışmayı örnekleriyle derinlemesine yapmak gerekir…

Tamamen dağılmış, sistematik bir finans modeli olmayan, sistematik bir editoryal ve mesleki kimlik sınırları olmayan bir sektör haline gelmiş durumda gazetecilik…

Bu işin sonu gazeteci yerine ‘’Halk kahramanı’’ yaratmaktır…

Bu da bambaşka bir tartışma konusu…

Sonuç olarak, Türkiye basını, derin yapısal sorunlarını konuşamamanın, ilan odaklı geçici çözümlerle idare etmenin, genç beyinlere ve yeni fikirlere kapalı olmanın ağır bedelini ödüyor. Dürbünle bakılsa dahi görülemeyecek kadar uzaklaşılan çözüm yolları, ancak köklü bir zihniyet değişimi ve sistemsel bir reformla mümkün olacak.

Bu reformu tartışacak cesaret ve vizyon ise maalesef hâlâ yok.

 

Click to comment

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunları da okuyabilirsin

Hatay

Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde yapılan operasyonda uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçundan 10 yıl ve 20 bin lira para cezası ile arandığı...

Hatay

Hatay’da hisseli taşınmazı olan binlerce kişi için kritik bir dönem başladı. Tapuda hissesi bulunan vatandaşların, ön alım hakkını (şufa) kaybetmemeleri için 90 günlük yasal...

Türkiye

Araç muayenesi için rekor teklif: Artık TÜVTÜRK yapmayacak! İşte ihaleyi kazanan şirket Araç muayene istasyonlarının özelleştirme ihalesinde 1. bölge için 830 milyon dolar, 2....

Hatay

Hatay İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD), 7269 sayılı Afet Kanunu’nun 6. maddesine dayanarak yeni konteyner kentlerin kurulabilmesi amacıyla bazı özel mülklere geçici...