
“Terörsüz Türkiye” Girişimi ve Samandağ Gerçeği
Hatay bugün, “Terörsüz Türkiye” girişiminin bir yansıması olarak lanse edilmeye başladı bile. Ancak ülkeyi milletin oyuyla yöneten siyasetçilerin, milletin kaderini doğrudan ilgilendiren bir komisyonda konuşulanları halka anlatmama kararı alması dikkat çekiyor.
Bu noktada, bazıları çıkıp “Devlet aklı her şeyi söylemez” diyerek durumu meşrulaştırmaya çalışacaktır. Fakat bugün Samandağ’da yaşananlara bakınca, şu soruyu sormadan edemiyoruz:
Bu ülke, sistemli bir şekilde iç karışıklığa mı sürüklenmek isteniyor?
Ne yazık ki bu soruyu sormak, bazılarına ne siyasi rant ne de maddi kazanç getirir.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel’in, “CHP’nin bulunduğu komisyondan kimse korkmasın, bulunmadığı komisyondan korksun” sözleri hâlâ hafızalarda. Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere’nin görevine “iyi niyet” göstergesi olarak iade edilmesi, gazeteci Fatih Altaylı’nın tutuklanması ve YouTube kanalına erişim yasağı getirilmesi, Türkiye’de basın özgürlüğü ve ifade hürriyetine dair kaygıları artırıyor. CHP bir pazarlık ile komisyona katıldı.
Samandağ, Türkiye İşçi Partisi yönetiminde olan bir ilçe ve Türkiye İşçi Partisi’nin Kürt hareketi, Kürt hakları ile ilgili olan tutumu belli. Türkiye İşçi Partisi’nin mücadelesini yürüttüğü Kürt hareketi veya Kürt mücadelesi apaçık ortadayken, Samandağ’da yaşanan provokasyon neden?
Ayaklanan halk nasıl bir içgüdü ile ayaklanıyor?
Olaylarda ısrarla işçilerin ‘’Kürt’’ olmaları nasıl ve neden vurgulanıyor?
Neden olaylar sabıkalı işçiler ekseninde değil de, sabıkalı ‘Kürt’’ işçiler ekseninde konuşuluyor?
Samandağ’da son bir ayda üç ayrı provokasyon yaşandı.
Üstelik bu şehirde daha büyük kavgalar, daha büyük ölümler veya daha büyük yaralanmalar olduğu halde neden hiçbir zaman toplumsal bir hareketlenme başlamadı?
Bu süreçte, olay yerinde yalnızca Samandağ Belediye Başkanı Emrah Karaçay vardı. Peki, kendini Hatay’ın önde geleni olarak gösteren, her fırsatta fotoğraf verip rant peşinde koşan, gazetecileri “sevme” ya da “sevmeme” hakkını kendinde gören yöneticiler nerede?
- Samandağ’daki kamu düzeninden kim sorumlu? (Belli ki beceremiyor)
- TOKİ inşaatlarının denetiminden kim sorumlu?
- “Terörsüz Türkiye” adına komisyon kurulmuşken, Samandağ’daki provokasyonların önlenememesi kimin sorumluluğunda?
Tüm bu soruların cevabı ortada, ama sormak pek kimseye kazanç sağlamıyor.
Bu işlerin şakası yok!
Suriye’nin Süveyda kentinde yaşanan katliamlar, SDG’nin kendi içinde yaşadığı anlaşmazlıklar, Türkiye’nin birden “Terörsüz Türkiye” sürecine girmesi, Abdullah Öcalan ile ilgili gelişmeler ve Samandağ’da peş peşe yaşanan olaylarda TOKİ işçilerinin adının geçmesi…
Bunların hepsi tesadüf mü?
Yıllardır Hatay’da on binlerce inşaat işçisi çalışırken neredeyse hiç olay yaşanmamışken, şimdi bu olayların özellikle mezhepsel açıdan hassas bir bölge olan Samandağ’da patlak vermesi sadece bir rastlantı mı?
Her olayda sükunet çağrısı yapan kamu yetkililerinin bu kez sessiz kalması da mı tesadüf?
Bu şehir de, bu ülke de dışarıdan bir düşmana ihtiyaç duymuyor.
Çünkü, rant uğruna sessiz kalan ya da provokasyonları görmezden gelen “yalaka ve liyakatsiz kamu düzeni” anlayışı varken, kardeşçe ve huzur içinde yaşamak her zaman bıçak sırtında kalacak.
Allah bizi siyasetçiden ve kamu vicdanı olmayan yöneticilerden korusun!










































