
19 Mart Saraçhane eylemleriyle birlikte Z kuşağının apolitik olmadığı anlaşıldı. Fakat siyasete ilgisiz olduklarını düşündüren neydi? Bu soruya GoFor Konda anketi yanıt veriyor.
2024 yılının araştırmasına göre, 18 – 30 yaş arası genç nüfusun sadece %5’i siyasi parti üyesi. Üstelik herhangi bir toplumsal kuruluşa üye ya da gönüllü olmayanların oranı %73. Çünkü iki gençten biri siyasi partileri samimi bulmazken, yüz gençten sadece yedisi değişimin siyasi partilerle yaşanabileceğini düşünüyor. Toplumsal kuruluşların topluma değil, kişisel çıkarlara hizmet ettiğini düşünenlerin oranı %7 olmakla beraber, yüz gençten beşi bu kuruluşların toplumsal değişimi sağlayamayacağına inanıyor. Değişiminse sokak eylemleriyle ve sosyal medya üzerinden oluşturulan kamuoyuyla gerçekleşebileceğini düşünüyorlar.
14 Mart 2023 genel seçimlerinde Türkiye genelinde Erdoğan tercih edilse de gençlerin tercihi %65 oranla Kılıçdaroğlu oldu. CHP’ye oy veren gençlerin %21’inin ailesiyse AKP’ye oy veriyor. Türkiye’de genç nüfusun değişimden yana olduğu aşikâr, fakat değişimin nasıl gerçekleşeceği noktasında mevcut siyasetten farklı düşünüyorlar. Gençlik geleneksel olanı reddederek yeni bir söylemin, yeni bir siyaset tarzının doğuşunu tetikliyor. Bunu da sokağa çıktıklarında veya sosyal medya paylaşımlarında gösteriyorlar.
Saraçhane eylemlerinde karşımıza çıkan “DEV GENZ” dövizi veya “Adalet Koltuğun Altında Kaldı, Beni Ara” pankartıyla otoriteye meydan okuyorlar. Dolayısıyla “Z kuşağı apolitik mi?” sorusu tekrar sorulamaz. Onları siyasete ilgisiz gösteren mevcut siyasetin etkisizliği ve gençliği dışlayan dili. Mevcut siyaseti takip etmiyor olmaları nedeniyle apolitik oldukları zannediliyordu. Fakat onlar Z kuşağı, siyasete A’dan değil Z’den bakıyor. Alfabemizin son harfi Z, mevcut siyasetin de sona geldiğini gösteriyor.
Gençliğin Yükselen Sesi
TDK, apolitik kelimesini siyasetten habersiz olmak ve siyasetle ilgilenmemek olarak tanımlıyor. Peki, Z kuşağının habersiz kalması mümkün mü? Tam aksine yaşadığımız çağda herhangi bir olaydan habersiz kalmak zor. Bilgiye erişimleriyle birlikte bilinç düzeylerinin de arttığını düşünürsek neden gelecekten kaygı duyduklarını anlayabiliriz. Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün Ankara’daki eylemlere katılan gençlerle yaptığı araştırmaya göre, %60’ının geleceğe kaygıyla baktığı görülüyor. Buna rağmen siyasi partiler günü kurtarmaktan öteye geçmeyen kampanyalar anlatmakla yetiniyor. Söz hakkına gelince gençlerin temsiliyet oranı geride kalıyor. YSK verilerine göre 31 Mart 2024 yerel seçimlerindeki yüz adaydan sadece on altısı genç.
Oysa gençlik, kaygılandığı geleceğini bizzat düzeltebilecek bilinçte. FES bünyesinde yapılan 2024 Türkiye Gençlik Araştırması’na göre on gençten dördü siyasette görev almak istediğini belirtiyor. Bu durumda “genç kotası” yerine onların peşinden gidecek bir siyaset tarzını benimsemek gerekiyor.
Bugünün gençliği, geleceğin siyasetini kuruyor. Fakat bunu kongre salonlarında değil, parklardaki forumlarla; parti binalarında değil, meydanlarda yürütüyor. Rozet değil, döviz taşıyor. Sesini merkez medyadan değil, sosyal medyadan duyuruyor. Mikrofona değil, megafona konuşuyor. Hakaret eden kin dolu sözlere, mizahla yanıt veriyor. Oy istemek değil, birlikte siyaset üretmek isteyen bir anlayış bekliyorlar. Onları duymayanlar sadece seçimi değil, geleceği de kaybetmeye mahkûm.










































