
7 Haziran 2015 Genel Seçimleri, Türkiye’nin siyasi tarihinde bir kırılma noktasıydı. Hiçbir parti tek başına iktidar olamadı. AKP, ilk kez mecburen koalisyonu kabul etmek zorunda kalacaktı. Ancak Devlet Bahçeli’nin daha seçim gecesi yaptığı erken seçim çağrısı, Erdoğan’ın önünü açtı. Ve 15 Kasım’da sandık tekrar kuruldu. AKP, yeniden tek başına iktidar oldu.
O günden sonra ülkede değişen sadece iktidar tablosu değildi.
İyiler susmaya, haklılar geri çekilmeye başladı.
Zulmün karşısında, “başımıza bir şey gelmesin” diye sessiz kalanların ülkesi olduk.
Haklılık, güçsüzlükle cezalandırıldı.
Türkiye, uslu çocukların kural tanımayanı idare etmek zorunda kaldığı bir eve döndü.
Merhamet susturuldu. Cesaret bastırıldı.
Oysa adaleti savunmak için kötülükten korkmamak gerekirdi.
Ama korkutulduk.
Ergenekon ve Balyoz davalarının hukuksuzluğu görmezden gelindi.
15 Temmuz’un karanlıkları aydınlatılmadı.
Mülteci politikalarındaki yanlışlara sessiz kalındı.
Çünkü karşımızdakinin elinde sopa vardı.
Ve biz, haklı olmamıza rağmen sustuk.
Susturulduk.
İyi insanlar yalnızlaştı.
Kötüler ödüllendirildi.
Ve sonunda iyiler yoruldu, geri çekildi, hayattan bile vazgeçti.
Ta ki 19 Mart’a kadar…
Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptali, ardından Silivri zindanlarına gönderilmesi, halkın sabrını taşırdı.
İyilerin takati kalmamıştı artık.
Diktaya boyun eğmek halk için bir seçenek değil, bir felaket haline gelmişti.
Samandağ’da “acele kamulaştırma” ile el uzatılan topraklar gösterdi ki; bugün diplomanı iptal eden, yarın evine de göz dikecek.
Ve halk, ayağa kalktı.
Kadınlar, çocuklar, yaşlılar, gençler…
Saraçhane’de bir araya geldi.
İstanbul’a kayyum atanmasına geçit vermedi.
CHP’ye kayyum söylentileriyle halk bir kez daha iradesine sahip çıktı.
Çünkü artık herkes biliyordu:
Sustukça sıra bize gelecekti.
O gün toplum, bir gerçeği öğrendi:
Direnmeyen, kaybeder.
Konuşmayan, özgürlüğünü yitirir.
Ve milletten büyük kimse yoktur.
İktidar ne kadar baskıcı olursa olsun, halk gücünü fark etti.
Görevini yaptı.
Şimdi sıra muhalefette.
Muhalefet, halkı diri tutmalı.
Kucaklamalı.
Ses olmalı.
Çünkü halk hazır.
Artık geri adım atmaya niyeti yok.
CHP’nin İstanbul’da her çarşamba, Anadolu’da her cumartesi miting düzenlemesi, bu uyanışın bir işaretidir.
Diğer muhalefet partileri de bu çabaya ortak olmalı.
Çünkü bu artık bir parti meselesi değil, bir memleket meselesidir.










































