Hatay, sadece bir şehir değil. Hatay, bir hafıza. Binlerce yıllık medeniyetlerin, inançların, dillerin, yemeklerin ve hikâyelerin bir arada yaşadığı eşsiz bir coğrafya .
Bugün, Hatay’ın kurtuluş günü. Ve bu tarih, bir milletin inancıyla nasıl kaderini değiştirdiğinin en güçlü örneklerinden biri.
1918’de Osmanlı’nın son nefesini verirken Fransız işgaliyle başlayan ayrılık yılları, Hatay halkının içini hiç soğutmadı. Bu topraklar hep “bizim” kaldı. Haritalar değişse de, gönüller değişmedi.
Mustafa Kemal Atatürk, ölümünden hemen önce güçlü bir cümle kurdu:
“40 asırlık Türk yurdu, düşman elinde esir kalamaz.”
İşte o gün, yalnızca bir hedef olmaktan çıktı, milletin azmiyle gerçeğe dönüştü.1938’de Hatay Devleti kuruldu. 1939’da ise halkın iradesiyle, Hatay Türkiye’ye katıldı. Silah sıkılmadı. Kan dökülmedi. Diplomasi kazandı. Akıl kazandı. Sabır kazandı. Hatay kazandı, biz kazandık.
Hatay, böyle bir zaferin adıdır.
Türk’ün, Arap’ın, Ermeni’nin, Süryani’nin, Musevi’nin aynı sokakta, aynı pazarda, aynı bayramda var olabildiği bir yer Hatay. Ezan ile Çan’ın buluştuğu bir kent. Hoşgörü, sadece kitaplarda yazmaz burada. Yaşanır.
Ama ne yazık ki 2023’te yaşadığımız Dünyanın en büyük depremlerinden biri bu kadim şehri yeniden sınadı. Yüzlerce yıllık yapılar yıkıldı, binlerce insan hayatını kaybetti. Hatay, ikinci kez yerle bir oldu. Ama inanın, bugün hâlâ o büyük cümle geçerli:
“40 asırlık Türk yurdu, ne yıkılır ne esir kalır.”
Bugün Hatay, molozların içinden yeniden filizleniyor. Çünkü bu şehir, teslim olmayı bilmez. Çünkü bu şehir, Atatürk’ün gözünün nurudur.
Bugün Hatay’ın kurtuluşunu kutlarken sadece geçmişe değil, geleceğe de söz veriyoruz.
Hatay yeniden ayağa kalkacak.
Şimdi bir Mozaik gibi şehir yeniden ince ince işleniyor, can buluyor. Şehir Can buldukça biz de umut doluyoruz, çünkü Hatay, bizim sadece toprağımız değil; ruhumuzdur.