Bugün 1 Mayıs. Kâğıt üzerinde “İşçi ve Emekçi Bayramı” olsa da, Türkiye’de bu gün, çoğu zaman bayramdan çok, işçilerin ve emekçilerin yaşadığı eşitsizliğin, güvencesizliğin ve ölümle sonuçlanan çalışma koşullarının hatırlatıcısı haline geliyor.
AKP’nin 2002’de iktidara gelmesinden bu yana Türkiye, işçi ölümleriyle adeta anılır hale geldi. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) verilerine göre, 2023 yılına kadar en az 32.478 işçi, çalışma sırasında hayatını kaybetti. Bu korkunç rakam, her gün birden fazla işçinin yaşamını yitirdiği anlamına geliyor. Soma, Amasra, Ermenek gibi büyük iş cinayetleri, bu ölümlerin büyük ölçüde ihmal ve denetimsizlikten kaynaklandığını gösteriyor.
2023’te hayatını kaybeden işçilerin yalnızca %5’i sendikalıydı. Ancak, sendikalı işçilerin ölümleri bile, sistemin ne kadar yetersiz olduğunu ve gerçek bir korumanın sağlanamadığını gözler önüne seriyor. Taşeron işçilik, her geçen yıl daha da yaygınlaştı; işçiler iş güvencesizliğe ve düşük maaşlara mahkûm oldu. Güvencesiz çalışma, sadece bireysel hayatları değil, toplumun genelini de derinden etkileyen bir sorun haline geldi.
AKP hükümeti, işçi haklarına yönelik ciddi müdahalelerde bulundu. Sendikal haklar, grevler ve toplu sözleşmeler sürekli olarak engellendi. Sendikal örgütlenme zayıfladı, grevler “milli güvenlik” ya da “genel sağlık” gibi gerekçelerle yasaklandı. Bu durum, işçilerin haklarını savunmalarını imkansızlaştırdı. Türkiye, işçi ölümleri konusunda Avrupa birincisi, dünya genelinde ise en yüksek oranlardan birine sahip. İş güvenliği tedbirleri eksik, denetimler yetersiz.
İşçi hakları ve çalışma koşulları konusundaki bu durum sadece Türkiye’nin ekonomik yapısının değil, aynı zamanda toplumsal yapısının da bir yansıması. AKP’nin uyguladığı taşeronlaştırma politikaları, işçilerin güvenliğini değil, işverenlerin çıkarlarını önceledi. Ancak, bu sistemin insanları kaybetmeye devam etmesi, artık kabul edilemez.
Çözüm önerileri için öncelikle işçi haklarına samimi bir yaklaşım sergilenmesi gerektiği aşikâr. Taşeron işçilik yasaklanmalı, işçiler doğrudan iş güvencesine alınmalıdır. İşçi sendikalarının güçlendirilmesi, sendikal baskılara karşı gerçek anlamda koruma sağlanmalıdır. İş güvenliği konusunda derhal etkin denetimler yapılmalı, işyerlerinde işçilerin güvenliği ön planda tutulmalıdır.
Bununla birlikte, asgari ücret artışı kadar, çalışanların alım gücünü koruyan bir ekonomik politikaya ihtiyaç vardır. Çalışanlar sadece düşük maaşlarla değil, aynı zamanda yaşam standartlarını iyileştirecek sosyal haklarla da desteklenmelidir. Vergi yükü, düşük maaşlı çalışanların omuzlarına binerken, bu adaletsizlik düzenlenmelidir.
Keşke 1 Mayıs, yalnızca sol görüşlülerin değil, sağcıların, muhafazakârların, liberallerin de işçinin yanında olduğu bir gün olabilse. Çünkü emek, ideolojiyle değil, insanla ilgilidir. Herkesin, işçilerin haklarını savunmak için bir araya gelebileceği bir 1 Mayıs, Türkiye’deki toplumsal dayanışmanın gerçek anlamda gücünü ortaya koyar.
1 Mayıs, kutlanması gereken bir bayramdan çok, hatırlanması gereken bir mücadeledir. İşçi olmak sadece zor değil, aynı zamanda tehlikeli. Bu nedenle, emekçilerin bayramı, gerçekten bayram olsun istiyorsak; haklar, güvenlik ve eşitlik adına daha fazla talepte bulunmalı ve bu konuda somut adımlar atılmasını sağlamalıyız.